Yağmur masalı Sadullah...

Almancadan sadece “nein” kelimesini biliyordum. Her şeye sıfırdan başladım, hayatı orada öğrendim. Değişik insanlar, değişik kültür, farklı bir ülke çok zordu. Cehennemde yeni bir uygarlık yaratmak gibiydi. Ayakta durabilmek için çaba göstermem gerekiyordu.”

Yağmur masalı Sadullah...

Tiyatrocu, senarist, gazeteci, şair ve yayıncı Şaban Demir ile yazarlık serüvenini konuştuk.

Bir sabah kalkar, pencereden bakarsanız; kimsenin görmediği, yaşamadığı bir alemi yazmak gelirse içinizden,  belki odanıza koşar  ve masanın başına geçer, yazarsınız. Başka yazarları okur, artık yazmak  sizin  yaşam şekliniz olur. Bir dergahın  müridi gibi olur kendi dünyanızın  tanrı rolüne soyunursunuz. Yarattığınız karakterlerin kaderini çizer, hiç gitmediğiniz ülkede yaşamalarına izin verir, nefes alırsınız. İşte yazarlık böyle  büyülü bir yaşamın ilk adımıdır. Ama duyguların ve aklın dikenli gülü teninize  batar. Bıçak sırtında yaşarsınız. İnanmazsanız,  işinin ehli  yazarlarımızdan Şaban Demir’ e sorun.

 O bir Polatlılı. Sapanca Köyü’nde doğmuş., sekiz kardeşli  kalabalık bir ailede büyümüş, ama aralarında bir tek o yazarlığı seçmiş. Tiyatrocu, senarist, gazeteci, şair ve yayıncı…  Şaban Demir; 2005 yılında çıkardığı “Yağmur Masalı Sadullah’ öykü, ‘İtalik Harflerle Yazılacaktı  Gökyüzü”  isimli şiir kitabıyla okurların beğenisini kazandı. Taşranın kendine has yaşamını edebiyat dilinin kıvraklığıyla bütünleştiren yazar, “ Benim hayatta yazmaktan başka hiçbir idealim olmadı.  Niye yazmak istiyorum bilmiyorum. Aslında biraz da yaşadıklarımı unutmamak için yazdım. Bir söz vardır “öküzün büyüğü ahırda” diye. Benim de asıl yazacaklarım depoda onları daha yazmadım.  Yazmak için 35 yaşımı bekledim. 20 yaşımda TRT’de oyun yazıyordum. O zamanlar kitap çıkarmayı düşünmedim. Çünkü yazarım demek için önce bir entelektüel olmak lazım. Sadece Polatlı sokaklarını yazarak yazar olamazsınız. O yüzden dünyayı gezmem gerekiyordu. Avrupa’yı, okyanusları görmem gerekiyordu. Her şeyi görerek buraya dönmek güzel.”

 

 CEHENNEMDE YENİ BİR UYGARLIK YARATMAK  …

   1985 yılında Gazi Üniversitesi İşletme bölümünde okurken aynı zamanda  edebiyat dergilerinde şiirleri yayınlanan Demir,1990 yılında  Ankara radyosunda oyun yazmaya başlar. 1992 yılında Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Dramatik Yazarlık Bölümünü kazandı. Bir yandan okulunu okuyup bir yandan da Ankara Radyosunda oyun yazmaya devam etti. Gene okul yıllarında TRT INT’de  “Bizim İmbiss” adında 13 bölümlük bir dizi yazdı. Almanya’da TRT  İNT’ de yayınlandı. Polatlı’nın ilk radyolarından  Radyo Pol’de  Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. 1997 yılında Almanya’ya gi Almanya’da Yağmur Masalı Sadullah ve İtalik Harflerle Yazılacaktı Gökyüzü adlı kitaplarını yazdı. 2005 yılında yine Almanya’da Türkçe yayın yapan ve halen devam eden  Vizyon Gazetesi’ni kurdu.

 DÜNYA EDEBİYATI

  Lise yıllarında başlayan edebiyat tutkusu onu bugünlere getirmiş. İşte öyküsü… “ Lise yıllarımda edebiyata olan ilgim arttı. Bu yolda yürümeye karar verdim. 30 yaşıma kadar edebiyat için  mücadele verdim. Mesela nasıl yazılır, ne yazılır, ne tür şeyler okumak lazım. Dünya edebiyatıyla ilgili bütün romanları okumaya çalıştım. Dostoyevski’yi, Tolstoy’u, Shaeksper’i okumadan bu iş olmazdı. Akademik olarak yazarlığı öğrenebilmek için Dil tarih tiyatro yazarlık bölümüne gittim.”

Şaban Demir, “Benim  hocam Turgut Özakman’dı. Okulda  bize yazmanın tekniklerini öğrettiler.  Size şöyle söyleyeyim, burada  oluşturduğunuz bir hayat vardı. İyi kötü yazı da yazıyordum. Dergilerde yazılarım çıkıyordu. Ama  bir gece ansızın çok sevdiğim Polatlı’yı terk ettim. Frankfurt hava limanına indiğimde Almancadan sadece “nein” kelimesini biliyordum.  Her şeye sıfırdan başladım, hayatı orada öğrendim. Değişik insanlar, değişik kültür, farklı   bir ülke çok zordu. Cehennemde yeni bir uygarlık yaratmak gibiydi. Ayakta durabilmek için çaba göstermem gerekiyordu” dedi.

ALMANYA YILLARIM

Şaban Demir, “Almanya’ya gittiğimde kendi kendime ‘Eger ben bir entelektüelsen  bir şeyler yapmam gerekiyor.’ dedim.  Kimse gelip bana sen ne düşünüyorsun diye sormuyor dedim ki benim halka gitmem lazım. Polatlı’da arkadaşlarımın verdiği mücadeleyi gördüğüm için benzer bir şey yapmak istedim. Sonra Vizyon Gazetesi’ni çıkarmaya başladım. Her şeye sıfırdan başladım. Ne grafikten anlarım ne bir şeyden daldım öyle işin gücün arasına. Almanya’da Türkçe gazete  çıkarmak zor bir şey.  İlk zamanlarda gazete okunmaz, bizim insanımız magazin sever dediler. Hayır, haberde okunur dedim. Reklam ve haber karışımı bir gazete çıkarmaya karar verdim. Oradaki Türklere gazete bıraktık. Reklam karşılığında parasız dağıttık. Almanya’da 7 yıllık bir gazeteciliğim var her şeyden de memnunum.”

EDEBİYAT DİLİ ..

“Yağmur Masalı Sadullah” adlı öyküsünü çok severek okuduğum Şaban Demir’e, Almanca hikaye yazdınız mı diye sordum: “ Bir dili yazacak kadar öğrenmek çok zordur. Polatlı’da Türkçe konuşuluyor ama yazmaya gelince başka.  Edebiyat  dili başkadır. Türkçe bilip de yazamayan bir sürü insan var. Yazmak derken, duygularını, düşüncelerini anlatamayan demek istediğim. Benim Almanca  hikaye yazacağım diye bir iddiam yoktu. Tek bir iddiam var yazmak. Çünkü öyle eğitim aldım öyle de devam ediyorum.” 

 MUHALİF OLMALI

Şaban Demir’le  gazetecilik üzerine ağırlıkla edebiyat konuşuldu; çünkü tek derdi yazarlıktı. Dermanımızı  ise gazetemizde buluyorduk. Demir’in Vizyon Gazetesi’nin içeriğinden de söz ettik. “İlk başlarda kültür- edebiyat ağırlıklı bir gazete çıkarmak istedim. Ama daha sonra baktım ki edebiyat pek gitmiyor. Daha çok haber ağırlıklı yazılarım oldu. Bizim o bölgede birtakım yolsuzlukların  üzerine gidiyorum.  Üçkâğıtçıları buldum mu onları eleştiriyorum. Gazeteci dediğin  muhalif olacak.   Cesur olacaksınız ki size gazeteci desinler. Benim eleştirdiğim insanların kimisi bana kızsa da sonra çok iyi arkadaş olduklarım oldu. Neden? Çünkü doğruları söylemiştim.”

  BOĞAYI BOYNUZUNDAN TUTTUM

Demir, “ Almanya’da  boğayı boynuzundan tuttum. Fakat Polatlı benim için çok özel bir yere sahip. Çok ama çok seviyorum samimi söylüyorum. Benim bütün hatıralarım burada. Polatlı benim cennetimdir. Polatlı’yı anlatan bir yazım var. Gewre ölmesin diye. Gewre Kürtçe bir kelime, güzel kadın anlamına gelir. Orada çocukluğumu yazdım, iz bırakanları. “

 ÖNCE ENTELEKTÜEL OLMAK

2005 yılında “Yağmur Masalı Sadullah’ ı, ‘İtalik Harflerle Yazılacaktı Gökyüzü’ isimli şiir kitabı olan  ŞabanDemir, şimdi üçüncü bir kitap hazırlığı içerisinde olduğunu söylüyor.  Demir, “ Benim hayatta yazmaktan başka hiçbir idealim olmadı.  Niye yazmak istiyorum bilmiyorum. Aslında biraz da yaşadıklarımı unutmamak için yazdım. Bir söz vardır “öküzün büyüğü ahırda” diye. Benim de asıl yazacaklarım depoda onları daha yazmadım.  Yazmak için 35 yaşımı bekledim. 20 yaşımda TRT’de oyun yazıyordum. O zamanlar kitap çıkarmayı düşünmedim. Çünkü yazarım demek için önce bir entelektüel olmak lazım. Sadece Polatlı sokaklarını yazarak yazar olamazsınız. O yüzden dünyayı gezmem gerekiyordu. Avrupa’yı, okyanusları görmem gerekiyordu. Her şeyi görerek buraya dönmek güzel.”

KİTAP OKUMAYAN YAZAR

Şaban Demir, “Aslında yazar olmak diye bir kavram yoktur. Yazmayı bilmeniz gereklidir. Kalemi kâğıdı sevmeniz gerek. İkincisi ise çok okumanız gerek. Okumadan hayatta yazar  olunmaz..Gezer görürsünüz ama onu yazmazsanız unutur gidersiniz. Yazmak başka bir şeydir. Bir de gezdiğiniz zaman o şehri yaşamanız lazım. Türkiye’de ve yurt dışında da bir sürü şehir gördüm. Ama unuttum hepsini.  O şehirde yaşamalısın, nefes almalısın hatta mümkünse o şehirde âşık olmalısın.  Aşık olmadığın şehir senin şehrin değildir.   O yüzden gezmek o kadar önemli değildir. Önemli olan hissetmektir. Yazmak için bir duygunun sizi tetiklemesi lazım.”

EDEBİYATÇI HAYAL EDER…

Demir, “Gazetecilikle edebiyatı kıyaslayacak olursak, gazeteci gidecek görecek ve gördüğünü yazıp okuyucuya aktaracak. Okuyucu da ona inanacak. Ama edebiyatçı öyle değildir. Edebiyatçı onu yaşar. Olayı görmese bile hayal eder. Aradaki fark budur. Senaristlik de farklı bir olaydır. O romandaki kişinin konuşmalarını yazar. Benim ilk önce  hikâye, şiir, roman, senaryo, makale, haber nedir? Bunları ayırmam gerekiyordu. Gazetecilik bana çok şey kattı. Çünkü dinamik anlatmayı öğrendim. Ben edebiyatçıydım, senaristtim ama habercilik bambaşka bir şey. Haberde çok fazla kelime kullanamazsınız,  rapor gibidir. Gazeteciliğe ulaşmış bir insanın çok rahat roman yazacağını düşünüyorum. Çünkü o tempoyu yaşıyor, biliyor.”

 HAYATA, İNSANLARA IŞIK TUTMAK

 Şaban Demir’e entelektüel nedir diye sorduğumuzda,  bize: “Entelektüel dünyaya, hayata, insanlara ışık tutmak demektir. Bir kere entel ve entelektüeli ayıralım. Entel biliyormuş gibi yapan kişidir, entelektüel ise sorumluluk taşıyan kişidir. Mesela bu şehre karşı bir sorumluluğu vardır, şehrini ve insanlarını sever. Aydındır ve öndedir. Bu çok bilmek değildir. Halk için, insanlar için doğru adımlar atan ve kendi çıkarlarını gözetmeden ömrünü feda edendir. Mesela Yaşar Kemal bir entelektüeldir. Çünkü o hepimizin hayatını değiştirmiştir.”

YAZAR SORUNLARI GÖRMEZDEN GELEMEZ!

  Şaban Demir, çok önemli  düşünceleriyle zihnimizde farklı pencereler açmaya devam ediyordu: “Bir insan yazar olacaksa sorunları görmezden gelmeyecek.  Kendimden örnek vereceksem  sol görüşlü olmama rağmen Almanya’da din konusunda çok mücadele verdim. Çünkü insanların inanç özgürlüğü olmasına inanıyorum. Üniversitedeyken bir süre başörtüsüne karşıydım ama sonra bunun insanların en doğal hakkı olduğunun farkına vardım. İnsanlar başörtüsüyle okumak istiyorlarsa okusunlar en doğal haklarıdır. Kürtlerin  sorunu varsa  bunları görmek zorundayım, görmemezlikten gelemem.”

 YAZARLIK EMPATİDİR

 Demir, “Yazar olacak  insanın birçok konuyu bilmesi gerekir. Zaman, uzay, matematik, edebiyat, siyaset her şeyi bilmesi gereklidir. Her konuya hâkim olacak ki, insanlara doğru bilgi versin. Bu yüzden yazarlık büyük bir ustalık gerektirir. Yazar başkasının hayatını, acısını anlatan kişidir. Yazarlık empatidir. Kendimi masalcı olarak görüyorum. Hayal satıyorum. Yaşamadıklarımı yaşıyorum. Ruhi Su, der ki; ‘Ben en güzel aşklarımı türkü söylerken yaşadım.’ Ben de en güzel aşkları yazarken yaşadım. İnsan hiç kendi yazdığı romandaki kahramana âşık olur mu? Ben oldum.  Düşler Bembeyaz diye bir oyun yazdım. Oradaki Selvi’ye âşık oldum. Komik değil mi, bu bir şizofrenlik aslında. Yazmak için masa başında yoğunlaşmak lazım. Yazarlık, bir duvardan karşı duvara bedenini bırakarak ruhunla geçmek gibidir. Işınlanmak gibi bir şeydir. Duvarın arkasındaki hayata geçmek insana ne kadar acı verirse, duvardan geri gelmek de o kadar acı verir. İşte o acıyı seviyorsan yazarsındır.”

 İLK RÖPORTAJIM SİZE…

 Polatlı’yı çok sevdiğini söyleyen Demir, “Pek çok röportaj teklifi geldi ama ilk defa sizi kabul ediyorum. Neden? Çünkü benim ilk şiirim bu gazetede yayınlandı. İlk röportajım da burada çıksın dedim. Polatlı’dan gittiğimde bu şehri ne kadar sevdiğimi anladım. Hayallerimde Polatlı tabii ki var ama ilk önce gerçekleştirmek istediğim hedefler var. Gazetem var, yazmak istediğim kitaplar var.  Bir gün Polatlı’ya dönüp gazetecilik yapmak isterim. Gerçekleştirmek istediğim projelerim var. Polatlı’da gazetecik anlamında biraz daha üst seviyelere çıkılabilir. Polatlı’yı terk ettim ama kalbim hep buradaydı.”

1990’DA TANIŞTIM

Her yazarın, içinden örnek aldığı  bir yazar  idolü vardır. Polatlılı yazar Şaban Demir’in idolü ise Yaşar Kemal: “Hayatımda birçok güzel şey yaşadım ama Yaşar Kemal ile görüştüğüm an kadar güzel bir şey yaşamadım henüz.. Yaşar Kemal; çok sevdiğim,  idolüm olan biridir. Yaşar Kemal ile 1990 senesinde tanıştım. Arkadaşımın şiirlerimi kendisine okutup beni yanına çağırmasıyla başladı. Kilyos’ta görüştük. Onunla konuştuğumda heyecandan titriyordum.  Daha sonradan da mektuplaştığımız, konuştuğumuz oldu. Hatta kendisi bana “en iyi okuyucularımdan biri sensin” dedi.  Benim yazma sevdam Yaşar Kemal ile başladı. İnce Memed’i okudum ve ben yazacağım dedim. Yaşar Kemal benim için çok kutsal bir adamdır. Röportaj yaparken kendisi bana şöyle söyledi. “ Heykel yaklaştıkça, insan uzaklaştıkça büyür.” Çok anlamlı bir sözdür. Her defasında anarım bu sözü.

ORİJİNAL KELİMELER…

Şaban Demir bir çok ünlü ile  röportaj yapmış. Demir: “ Ezel dizisinde oynayan kerpeten Ali, sınıf arkadaşımdır.  Bennu Yıldırımlar ve Avrupa yakasında oynayan Makbule ile röportajlar yaptım. Almanya’da yaşayan ünlüler, oyuncular, esnaflar ile röportajlar yaptım. Hepsi çok önemliydi ama hiç biri bana Yaşar Kemal ile yaptığım röportajın zevkini tattırmadı. Birisiyle röportaj yaptığınızda karşınızdakinin ne demek istediğini anlamanız gerekir. Orijinal kelimeleri bire bir söylemeniz gerekir” dedi

 ONLARLA HİÇBİR ŞEYİ PAYLAŞMIYORUZ

Yazar olur da yaşadığı ülkeyi yazmaz mı? Şaban Demir: “ Almanya’da geçirdiğim zamanları yazmayı düşünüyorum.  Biz Almanya’da paralel toplum olarak yaşıyoruz ama Almanlarla hiçbir şeyi paylaşmıyoruz. Bir kere kültürlerimiz çok farklı. Biz domuz eti yemeyiz, onlar bizim çayımızı içmez. Biz oraya kendi kültürümüzü götürüyoruz. Ben Almanya’ya gitmeden önce Almanlar yalnızlığı severler. Bende dedim ki ben gidince onlarla konuşurum. Fakat fark ettim ki, onlar kimsesiz oldukları için değiller, yalnızlığı sevdikleri için yalnızlar. Modern toplumlarda genelde böyle oluyor. Her şey tek, her akşam onda yatar altıda kalkarlar. Pazartesi günü yine işine gider. Avrupa’da modernizm kırmızıda  durup yeşil ışıkta geçmek gibidir.”

 POLATLI’NIN GALATASARAY LİSESİ…

“Ben Cumhuriyet Orta Okulumu istiyorum” diyor Şaban Demir, ve hikayenin bu bölümünde Polatlı’nın geçmişine gidiyoruz: “Polatlı’yı bırakıp gittiğimde bu kadar kalabalık değildi. Ben Cumhuriyet Orta Okulu’ndan mezunuyum. Şimdi öğretmen evi haline getirmişler. Okulumu, hatıralarımı otele çevirmişler. Tarihimi, anılarımı yok etmişler. Cumhuriyet Orta  Okulu Polatlı’nın Galatasaray Lisesi gibidir. Bütün seçkin öğrenciler oradan çıkmıştır. Yine özel öğrenciler oradan çıksın. Bu şehrin sahipleri var, lütfen tarihimizle, anılarımızla oynamasınlar. Perşembe Pazarı kalkmış, Perpa gelmiş.  Her yer süpermarket dolmuş. Neden Avrupa’ya özeniliyor? Herkes kendi kültürünü yansıtsın. Ben bir Polatlı aşığı olarak 14 yıl sonra Polatlı’ya geldim ve aradığımı bulamadım.”

NABAKOV DER Kİ  “ÖNEMLİ OLAN KONU DEĞİL, KONUYU ANLATMAKTIR”

“Sözcüklerin dilini  kitaba döken matbaayı,  Avrupalılar bulmuş.  Uygarlıkta bizden daha öndeler.” ŞabanDemir, bu konuda  şunları özellikle vurguladı: “Ayrıca Avrupa’da insanlar çok özgür düşünüyor,  Bir insanın aklında dakikada 60 bin düşünce geçtiği söylenir. Zaman diye bir kavram, uzay diye bir sonsuzluk var. Madde var, din var insanlar artık bunları düşünüyor. Hiç roman okumamış biri modern romanı okuduğunda zorlanabilir. Bunun için bir alt yapı gereklidir. Roman evrenseldir.  O yüzden Türkiye edebiyatı, Dünya edebiyatı fark etmiyor.  Orhan Pamuk’un Nobel ödülü alsa da Türkiye’de roman geride sayılır. İyi yazar çok az.  Geçenlerde yeğenimle konuşurken, Marquez’den Yüzyıllık Yalnızlık, Yaşar Kemal’in Yusufçuk Yusuf’u, Turgenyev’in Babalar ve Oğullar’ı, bir de Stendhal’ın Kırmızı ve Siyah romanını vasiyet olarak söyledim. Bir de Türkiye’de taşra edebiyatı yok. Çetin Altan, “Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz ama denizi anlatan bir romanımız yok,”diyor.

yazarlar yazar röportajı öyküler mutlu öz
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
TEM'de feci kaza: TIR kontrolden çıktı
TEM'de feci kaza: TIR kontrolden çıktı
SMA hastalığı nedir? Belirtileri nelerdir?
SMA hastalığı nedir? Belirtileri nelerdir?