Farkonda
Farkonda
» 
 

Ateşte açan çiçekler: Simit, pide ve ekmekler

“Simit ve simitçinin hikayesi…”

YUNUS EMRE’NİN ‘OD’UNDA PİŞMİŞ BİR GEÇMİŞ ZAMAN FIRINCI BABASI: ABDULLAH KURT

Altında gayya vardur içi nar ile pürdür
Varuban ol gölgede biraz yatasım gelür
Od’a gölge dedüğme ta’netmenüz hocalar
Hatırunuz hoş olsun yanub tütesim gelür
Yunus Emre

Yunus’un bu mısraları insanın manevi yolculuğunu anlatır ama dostlar, Fırıncı Abdullah Kurt Usta fırından, odundan, ateşten bahsedince birden dilime dolanıverdi.

Babamın güzel bir sözü vardır:” İnsanı ekmek gezdirir!” Bu sözün gerçekliğine çok inanırım. Bizi de evliyalar misali gezdiren ekmek davası değil mi?

Umut fakirin ekmeği, ekmek de fırıncının emeği deyip bir dolu başağın sofralara uzanan bereketli yolculuğunun izini sürdük. Altın sarısı buğdayların önce öğütülüp un; sonra yoğrulup hamur ve ateşin karşısında açan çiçekler misali mis gibi sıcak pideye ve çayın sevdalısı simite dönüşümünün hikayesini erbabından dinleyelim istedik. Eşi Kezban Hanımla balkonda çay sefası yaparken çaldık kapısını Fırıncı Abdullah Kurt’un. Hoşbeşten sonra Abdullah amcadan fırıncı esnaflığını anlatmasını istedik.

Alçak gönüllü ve sakin sakin “1950 senesinden beri fırıncıyım.” dedi Abdullah Kurt.
“Mesleğe 9-10 yaşlarında simit satarak başladım. Ondan sonra hayat gailesi devam etti gitti.1973’te Özlem Simit Fırını’nı açtık. 1993’e kadar kendi ekmek fırınımda çalıştım. Orayı kapattıktan sonra Sakarya Ekmek Fırını’nda çalışmaya başladım, aynı yerde halen devam ediyorum.
Bana göre en zor meslek, fırıncılıktır. Gece 11’de başlayıp gündüz öğle vaktine kadar çalışırız. Ağır meslek kolay değil.” diye sözlerini sürdürdü.

ESKİDEN HAMURU TEKNEDE YOĞURURDUK
Abdullah Kurt’a fırıncılıkta eski ile yeni arasındaki farkı sorduk: “Şimdi fırıncılık kolay. Hamur elektrik gücüyle yoğruluyor. Eskiden hamur teknesine iki çuval(144 kilo) unu döker, kol gücümüzle yoğururduk. Ekmeği taş fırında pişirirdik. Fırını geven, çalı çırpı ile yakardık. Ekmek atarken karpit lambaları yakardık. Şimdikiler bu malzemeleri bilmezler.”
“1950’de bu mesleğe yeni başladığımda Demokrat Parti iktidara yeni gelmişti. O zaman esnaf arasında saygı ve sevgi çok mühimdi.”

USTAMIN OLDUĞU KAHVEYE GİRMEZDİM
Belki Abdullah Usta’nın pişirdiği sadece odun değildi, kim bilir belki geleneğin içinden süzülüp gelerek odun fırınındaki ateşte kendi şahsiyetini de pişiriyor, olgunlaştırıyordu. “18 yaşındaydım. Ustam kahvede olduğu zaman, ona olan saygımdan kahvehaneye girmezdim.” diyen asırlık çınar, Polatlı’nın esnaflık hikâyesine ait zarif analizler yapmaya devam etti.

PARAN VARSA DOSTUN VAR!
“Mesela eskiden esnaflardan birisi dara düşünce, aramızda para toplar, zor durumdaki esnaf arkadaşımıza yardım ederdik. Şimdi paran varsa dostun var. Paran yoksa dostun yok. Onun için çalışmak gerek. Kahveye gidince de canım sıkılıyor. Sabah uykusunu hiç tatmadan yıllarca fırında çalışıp evimi geçindirdim. Geceleri çalışmama rağmen hiç kötü bir olay yaşamadım. Gecenin bir vaktinde kapımızı çalarak ekmek isteyenleri kapımızdan hiç boş çevirmedim.”

EKMEĞİN KOKUSU KALMADI
Fırıncı Baba “Eskiden yarım saatlik yoldan, pişen ekmeğin kokusunu alırdık. Şimdi fırının yanına bile gelsek eskinin o ‘mis gibi!’ ekmek kokusu yok! Bunun nedeni ise buğday ve una katılan katkı maddeleri. Mis gibi ekmek kokusu kaybolup gitti.”

ATEŞTE AÇAN (EKMEK) ÇİÇEKLER
Fırıncıya hamur nasıl yoğrulur, dedik. Arife de tarif gerekir bazen!
“Kepekli, çavdarlı, mısır ve beyaz ekmeğin, simidin, pidenin hamuru ayrı ayrı yoğrulur, diye cevap verdi Abdullah Kurt: “Hamur 40- 45 dakika dinlendirilir. Biz de bu arada çayımızı içer dinleniriz. Sonra terazide hamur tartıp kesilir. Francala bükülür. Ekmekleri atmaya başlarız fırına. Bazen ekmek pişirirken neden bu mesleği seçtim, diye kızarım kendime. Yeni nesil fırıncılık mesleğine pek yanaşmıyor. Çünkü çok yorucu”

10 KİŞİ ÇIKMAZ
Devam etti ekmeğin Piri: “Polatlı’da şu anda bizim mesleği yapan, hamur çeviren 10 kişi çıkmaz. Yakında bu mesleğe adam bulunmayacak.”

ESKİ KOZA SİMİDİ
Sohbet esnasında söz simide geldi. Simit deyince aklımız başımızdan çıktı gitti o an! İşyerinde simit sefasını hiçbir şeye değişmeyiz vallahi, dedik ustama. O da bize:“Eski koza simidini tatmadınız.“ diye cevap verdi ve devam etti: “Simitçilik başka zanaat. Simit pakmaya ile yoğrulur. 80 gramda hamur kesilir. Simitler bağlanır, pekmezle kaynayan suya atılır (şimdilerde şeker yakılıp pekmez elde ediliyor, simitler soğuk pekmeze atılıyor), susamlanır, pişirilir. Sıcak simidin yanında bir bardak da çay! O simidin lezzetine doyulmazdı.”

RAMAZAN PİDESİNE VURULAN TIRNAK
Simitçi amcamız simidin serencamından sonra Ramazan ayının manevi havasında pişirilip önümüze mis gibi konan pidenin öyküsüne sözü getirdi. Bu esnada fırıncı amcamızın eşi sözü aldı ve “Amcanızın Ramazan pidesine vurduğu tırnağı kimse vuramazdı” diyerek konuyu bambaşka bir noktaya getirdi. Biz de şaşırdık ve “Ne?.. Ne?..” dedik ve tırnak meselesine geçtik.
Abdullah Kurt: ”Ramazan pidesine vurduğum tırnaktan söz ediyor “dedi.

RAMAZAN PİDELERİ
Doğrusu, dedi Abdullah Efendi: “Polatlı’da Ramazan pideciliği son dönemde çok aranılan oldu. Eskiden nüfus azdı, bu kadar bilinmiyordu. Özlem fırınını çalıştırırken benim simidim ve Ramazan pidem için Polatlı’da kuyruk olurdu. Çok ünlüydü. İleri gelenler asla başka yere gitmezlerdi. Unun kalitesini 1. tip kullanınca ekmek ve pidenin tadı da güzel olur. Şimdi Ramazan’da millet akşam ne yiyeceğim diye çok düşünüyor. Kıymalı, yumurtalı pide yaptıranlar oldukça fazla. Eskiden biraz da para yoktu. Ama oruç ayında Polatlılılar keyfini aramayı seviyor. Bir pideye iki yumurta kırdıran da oluyor, iki pideye bir tek yumurta kırdıran da. Artık bütçesine göre. Zengin fakir herkes durumuna göre Ramazan pidesinde seçimini yapıyor.”

SON SÖZ USTALIĞI BİZDEN OLSUN…

“Ekmeğini aslanın ağzından değil çalıştığı fırınlarda, kendi pişirmiş; ateşteki yaşam kaynağıyla ailesini doyurmuş Fırıncı Abdullah Kurt.”

O BİR KUTSAL EKMEK EMEKÇİSİ!
İnsanı ekmek gezdirir. Başlangıçtan bugüne böyle olmuş. Gelecekte de… Son sözümüz yine Yunus dilinden olsun:

Ahd ile vefalar, zevk ile sefalar / Bu yolda cefalar çekmeğe kim gelir!

Ah ile gözyaşı, Yunus’un haldaşı / Zehr’le pişen aşı yemeğe kim gelir!

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *