Farkonda
Farkonda
» 
 

Geçmişin aynasında köy düğünleri (Özel Haber-Röportaj)

Davulun sesi bir nevi Anadolu’nun sesi sayılır. Davulcunun peşrevi ile başlayan düğün, ailelerin can bağıyla bağlandığının, cümle aleme ilan edildiği en mutlu gündür.

Anadolu’nun en önemli ve en  renkli geleneklerinden düğün törenleri yöreden yöreye değişir. Bozkırların en kadim şehirlerini içinde barındıran İç Anadolu Bölgesi’nin bilinen en eski   düğün adeti ;  evlatlarının mürüvvetini görmek isteyen ailelerin, en  uygun eş adayı bulmak için  geçirdikleri  süreçtir.  Kız istemek ise başlı başına bir sınav ve gurur kaynağı. “Falancanın bir kızı var Ahmet emmi tam senin oğlana göre “  Ahmet emmi boş durur mu, duydu bir kere “ Arkadaş, bize bir aracı oluver  de görücü gidelim.” Sık sık dile gelen bu söylemin esas unsuru olan  ‘Görücülük’ müessesi,   kadın saltanatıyla yönetilir. Aman  da aman…  gelinlik kızlar, delikanlılar, nice  hesaplı -kitaplı  imtihandan geçer çünkü  aile meclisinden  onay  almak çok mühimdir.

Sıra evlenme akdinin  eğlence  kısmına gelince  törenlerin olmazsa olmazı davul-zurna ekiplerinin en ünlüsü tutulur.  Davulun  sesi  bir nevi Anadolu’nun sesi sayılır. Davulcunun peşrevi ile başlayan düğün, ailelerin can bağıyla bağlandığının, cümle aleme  ilan edildiği en mutlu gündür.

Anadolu’nun bağrından kopup gelen ezgilerle davulunu adeta konuşturan,  dört neslin davulcusu olmanın yanı sıra folklora gönül vermiş, uluslararası festivallerde ödül almış, protokollerin vazgeçilmez sanatkarı  Davulcu Kazım Can ile  modern hayatın içinde kaybolmaya yüz tutmuş düğün geleneklerini dillendirdik.

Kazım Can,  eskiden beri düğünlerin kendine has bir sektörü olduğundan söz ederek  :“ Hasat mevsimi bitince köylerin yegane  sosyal şenliği olan  düğünler  başlardı. Bizim zamanımızda düğün  törenlerinde konukları ‘ Ağa Gelin’ havası ile karşılardık. Kına geceleri   şimdiki gibi bir arada değil ayrı ayrı yapılırdı. Oğlan kınasında  neşeli, kız kınasında ise hüzünlü havalar çalardık.

‘Kınayı getir annem. Bu gece misafirim  koynunda yatır annem’ türküsü eşliğinde    kınası yakılan gelin hıçkırıklara boğulurdu. Ağlamasının nedeni ise  babaevinde son gecesidir. Evlenecek kız,  yaşam şartlarının eskisi gibi olmayacağını bilirdi.  Damat tarafı ise  gelin alıyor olmanın neşesini yaşardı.”

DÜĞÜN HAZIRLIĞI
Kazım Can: “Eskiden   bir hafta  süren köy  düğünlerinde, dü��üne gelen konukları köy almazdı. At ve atlı arabalarla düğün  gelen konukların davetiyesine ‘Yolluk’ denirdi.  Konuklar  akrabalık derecesine ve yakın- uzak tanıdıklara göre  ‘ağırlık- yolluk-‘ diye adlandırılan  -şalvarlık basma, gömlekler, bir kulaçlık Sümer basması  ile  düğüne  davet edilirdi. Hey gidi günler hey! 
Güz mevsiminde düğünler art arda yapılırdı. Köyler birbiriyle sözleşir ona göre düğün tarihini belirlerdi. Düğün günlerini belirleyen ‘Astar Kesme’ adeti   köy odasında gerçekleşirdi.  Köy odasında,  kim kimin düğününde, hangi köyü ağırlayacaksa belirlenirdi.. Yaban köylerden gelen düğün okuyuntularını, köyün içinden misafir eden  haneler, düğün bitene kadar her türlü hizmetini görürdü, dedi.
Düğünün ağırlığı eskiden oğlan tarafında olurdu. Oğlanın babası , düğünlerde ustalığını ispat etmiş davulcularla anlaşırdı. İki davul ve zurnadan oluşan üçlü  grup,  haftanın ilk günü o  köye gider, bir hafta  davul çalar  Pazar günü gelin almadan sonra  bir son gösteriyle vazifesini tamamlar gelirdi”

DÜĞÜNÜMÜZ VAR DOSTLAR..
‘Şen ola düğün şen ola…’diye boşuna denmemiş. Davulun tokmağı ‘Güm!” deyince oğlan anası kurumla eli böğründe çıkarmış avluya ‘Düğünümüz başladı dostlar! Haydi buyrun yemeğe!’ dermiş. Kaynata ise eli cebinde davulcuya ilk bahşişi vermeye hazırlanırmış.

EKİP BEYAZ GİYERDİ
Can,  biz davulcu ekibinin de  kendine has  folklorik giysilerimiz vardı.Davulcunun  donu beyaz, ayağına cızlavat giyermiş. Yün çorap dize kadar çekili, yakasız açık gömlek(delme). Gömleğin üzerinde siyeçler(yelek).  Davulcu  stiliyle fark edilirmiş. Davulcunun davulu  patlarsa, düğün evinin tuluk peyniri konan tulumu yedekte kullanılırmış.

DAVULCULAR GELİYOR!
Davulcunun gelişi uzaktan belli olmalı diyen Kazım Can: “Her hafta bir düğüne giderdik.  Köye varırken davulu güm güm vururduk ustaların geldiği belli olsun diye…
Köye varınca önce  köy odasına giderdik. Köy halkı da orada olurdu. Önce bize tarhana çorbası, pilavın üzerine koyun eti, üzüm hoşafı ve hoşmerimden oluşan ilk düğün yemeği sunulurdu.

AH O ESKİ KÖY DÜĞÜNLERİ…
Hiçbir şeye değişmem o günleri,  ihtimamlı  köy düğünlerini.. Köyde düğünlerde birkaç erkek çay  demlemek ve konuklara tutmak için düğün sahibi tarafından özel vazifelendirilirdi. Polatlı civarı  düğün geleneğinde  eskiden işin eğlence kısmı da önemliydi amma velakin düğüne davet edilen okuyuntularından tutunda  atına arabasına varıncaya değin memnun etmek çok mühim bir hadiseydi. Konukları hoş tutmak için kaynana -kaynata canını telef  ederdi.
Koyun kuzu kesme, zini üstü pilav, kazan kazan yemekler, aş dökmeler, yufka, hoşaf, hoşmerim, baklava  düğünlerin olmazsa olmazıydı.

AĞAGELİN  HAVASI…
Hoşbeşten sonra  ekip olarak kıyafetlerimizi değiştirir, köy odasından  düğün evine  ‘Ağa gelin’ ağır havasını çala çala varırdık.  Bu hava düğünün başlangıç havasıdır. Ardından çok istek alan ‘Zahidem’ türküsünü vururduk. Düğün avlusunda  klatik havalardan neşeli havaya misket, fidayda,  ortaoyunu ve köyün isteğine göre davul zurna üç ayak  halay çalardık. Yarım saat 45 dakika gösteri yapardık. Ondan sonra düğün sahibine ‘Hayırlı olsun!’ derdik. Kaynatadan bahşiş alırdık. Kaynanadan yolluk(1,5 metre Sümer basması, peşkir, gömlek, çorap) alırdık. Düğünü başlatan vazifemiz bitince  köy odasına dönerdik. Köy odaları köylünün misafir odasıydı.  Düğün bitinceye kadar orada kalırdık.

DAVUL GÖSTERİSİYLE KÖY DAVETİ
Ertesi gün köy halkını düğüne  davet etmek için ev ev davulla gezerdik.    Bu arada çay yemek gibi hizmetlerimizi delikanlılar hiç ektik etmezdi. Köy düğünlerinde gündüz erkekler oynardı. Kadınlar düğünün yemek bölümüne bakardı. Akşamları kadınlar, kızlar erkeklerden uzakta ayrı bir tarafta oyun tutar kendi arasında eğlenirdi. Biz davulcu takımı geç vakte kadar düğün evinde fasıl yapardık.  Daha sonra erkekler odaya çekilir eğlence devam ederdi. Akşam faslında  delikanlılar, sinsin ateşi yakar etrafında dönerek oynardı, gündüz güreş tutulur,  diğer köylerden gelen pehlivanların birinciliği düğünlerde ilan edilirdi.  Şampiyon pehlivana düğün sahibi hediye verirdi. Yine o dönemde düğünlerde oğlan evi hediyeden paradan yemekten hiçbir şeyi esirgemezdi. Cirit ve tura da oynanırdı. Erkekler oyun çıkartır, kadın kılığına girer meddahlık yapardı.
Köy odasında sesine nefesine güvenen civanlar bağlama çalardı.  Bu arada oğlan evinden bir  zini hazırlanır adabınca rakı sunulur içilirdi. Bu eğlenti erkekler arasında sabaha kadar devam ederdi. Sabah yakın  düğün evine gidilir hep beraber çorba içilir, halay çekilir horozlar öterken herkes evine dağılırdı . Bir hafta aynı eğlence devam ederdi .

KINAN KUTLU OLSUN ANNEM
Oğlan evinde düğün şaşası sürüp giderken  kız evinde hüzünle karışık  ayrılık, hasret kokan bir hava hakim olurdu.  Kız yarenleri  çeyiz serer, gelin hamamı tertipler.  Eğlentiye def eşliğinde  türkü  söyleyerek sevinci ve hüznü bir arada yaşardı. ‘Sağdıç’lar   gelin ve  damadın düğün boyunca  sırdaş, koruma, hizmet etme noktasında en yakınında bulunurdu. Kına gecesi, oğlan evi ile kız evini birbirine bağlayan  en anlamlı düğün gecesidir. Geceyi vesile  bilen iki ailenin yakınları, dostları bu törene mutlaka  katılır mutluluğu paylaşır.
Genelde cumartesi gününe denk düşen kına gecesinde   evlenecek kıza bindallı giydirilir.  Oğlan evinin kadınları ve diğer kadınlar davul eşliğinde  gelin evine  büyük bakır zini içersinde fıstık şeker ve  çerezler getirir. Gecede   yöreye göre fıstık  ikram edilir.Gelin, ellerinde mumlar yanan genç kızlar arasında, odaya girer. Bir minder üzerine oturtulan gelin kızın sağ avucuna bir altın konur. Avucuna ve parmaklarına bulamaç halindeki kına sürülür. Kına mendiliyle bağlanır.  Gelinin kınasını evliliğinden memnun olan oğlan evinden bir kadın yakar. Aynı gece  damadın da küçük parmağına kına yakılır.
Kız gecesinde kalan kızlara kayınvalide  tatlı, tuzlu, pilav ve et yemeği getirir. Kızlar sabaha kadar  doyasıya eğlenir . Gelin, kına gecesinde giydiği kıyafeti sandığında saklar . Kına gecesi  kültürü   Anadolu’da halen yaşatılıyor.”

ALLI GELİN TELLİ GELİN
Bir başka  düğün adetini ise Can şöyle aktardı: “ Kına  günü oğlan evinin kadınları davulla zurnayla kız evine gündüzden gelir, gelinin saçını tek tek; tel tel ayırarak gelin teli ile örerdi.  Gelin teli ile örülen saç ,gelin  yirmi günlük taze kadın olunca ‘pelik’ olarak kesilir sandığında  ölünceye kadar saklanırdı. Çok eski göreneğe göre, gelin, zifaf gecesinin sabahında perçemi kesilse bile gelin teli ile örülü saçına dokunmazdı. “

BAYRAĞI KAPTIRAN SAĞDIÇA CEZA KESİLİR
Kazım Can:” Kına gecesinde  oğlan evi ve kız evi ayrı ayrı  aş dökerdi. Her iki tarafın en kalabalık günüdür.  Misafirperverlik son raddededir. Şimdiki gibi otomobille düğüne gelen aramayın. At arabasıyla gelen misafirlerin  atının samanı yemi dahi düşünülürdü. O gece davul zurna hiç susmaz. Sofraların biri gelir biri gider. Gençler oynarken harman derman unutulur. Dünya gailesi kimsenin aklına gelmezdi. Küsler barışır el ele kol kola meydanda oynardı.

KÖY DÜĞÜNLERİNİN  ESKİ TADI  YOK!
Kızın çeyizi kına gecesinin olduğu gün  bahçeye  serilir. Oğlan evi davul zurnanın eşliğinde o çeyizi kaldırırdı. Tabii  ki bahşişle. Sandığa oturan kardeşe mutlaka  yüklüce para verilirdi. Kız gelin çıkarken kapı dayanır, kaynata elini cebine sokar gönlünden ne koparsa verirdi.  Kapı parası için çekişme  yaşanırdı. Yoksa  gelini vermezlerdi. Kına günü ve gelin alma günü kız evi her şeyi bahşişlendirirdi.
Sağdıç bayrağı kaptırdı mı el aman çok parayla geri alırdı. Yine yaban köyden gelin almaya gelenler toprakbastı parası öderdi delikanlılara.  Kız evine gelin almaya  öğlen namazı sonrasında giderken ‘Ağa Gelin’ havasını koygun koygun çalardık.
Erkek kardeşi kırmızı kurdele ile ‘Gayret kemerini’ bağlar  bacısına sarılır ağlardı. Önce gelinler hotoz takardı gelinlik sonradan moda oldu.  Gelin   babaevinin eşiğini atlamadan önce,  dedesi, babası, emmisi, dayısı ve  ailenin  büyükleri    yanına  sırayla girip  veda ederdi. Dedesi veya babası koluna girer  ve  kaynataya teslim ederdi.”

HOŞ GELDİN GELİNİM!
Kaynata, gelin inmelik koç bağışlarsa  gelin, kolayca attan inerdi. Kaynanası: ‘ Evine hoş geldin!” der, gelin hanımın  eline bir bakır tas   içinde buğdayı- arpayı  avluya serptirir, saç kırdırır ve oğlan çocuğu kucağına bırakırdı. Gelinin buğday saçması  bereketli olması; saç kırması ile ise kuvveti denenirdi.- Gelin ve  damada  şerbet içirilir geçim tatlılığı dilenirdi. Sonra   okuyuntuya aş dökülürdü; zini üstünde pilav,yufka, et, hoşaf, helva, baklava herkes tıka basa doyardı.

DAMAT TIRAŞI
‘damat tıraşı’ adetinde  damat sağdıcı ile birlikte meydana sandalyeye oturur  arkadaşları ‘şapka olmuyor’ diyerek düğünü şenlendirirdi. Adeti üzre akrabaları bahşiş verirdi. Daha sonra  biz davulu son kez çalıp  avadimizi (para)alıp  şehre dönerdik.”

GÜVEY KAPAMA
Kazım Can  güvey kapama adetinin ise şöyle anlattı: “ Damat sağdıcı ile akşama kadar hoşbeş vakit geçirir  sonra  akşam namazıyla birlikte camiye gider. Namazın ardından  delikanlılar gelinin babaevinden getirdiği baklavayı yeyip, damadın  sırtına yumruklar, geline emanet eder. “

Kazım Can, eski köy düğünlerini mumla aradığını söyleyerek: “Eskiden köy düğünlerinde bir hafta çalsam hiç yorulmazdım. O düğünlerin bir başka asil ve haysiyeti vardı”  dedi.

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *