Farkonda
Farkonda
» 
 

Helal kazanç incelir ama kopmaz!

"Onlara bir baba olarak her zaman helal kazancın bereketi Halil İbrahim Sofrası gibidir ne kadar yenilirse yenilsin hiç bitmez, artar eksilmez; incelir ama kopmaz, nasihatini verdim."

Bir bozkır kasabasının orta yerinde, yarım asır önce derme çatma bir barakada, adı sanı olmadan “ müşterilerine ev yemeği tadında lezzetlerle buluşturan  ‘Kübik Restoran’ bugünlerde altmışıncı yılını kutlamaya hazırlanıyor.

Kübik Restoran’ın sahibi Muzaffer Temizkan, ilçede dışarıda yemek yeme kültürüyle birlikte gelişen değişen Kübik Restoran ; tozuyla siyasetçi ve ünlülerin uğramadan geçmediği bir mekan olarak tanınırdı sözlerine yer verdi.
Temizkan başarısının sırrını fısıldarken: “Dükkanı ilk açtığımız günlerde hedefimiz bizim gibi garibanlara ucuz ve lezzetli yemekler sunmaktı. Ölesiye korktuğum günler oldu ama kimseye belli etmedim. Yıllar geçtikçe “İşçi Lokantası” kalite ve güven verdikçe her kesimden müşterinin ilgi odağı oldu. Bugünlere geldik. Kimseye muhtaç olmadık Allah’ın izniyle. Ekmek teknem olan dükkanımı sabah ezanından önce besmeleyle açtım. Doğruluktan hiç ödün vermedim. Çocuklarıma, müşteri memnuniyetinin kaliteli hizmetin yanında güven duygusu olduğunu aşıladım. Onlara bir baba olarak her zaman helal kazancın bereketi Halil İbrahim Sofrası gibidir ne kadar yenilirse yenilsin hiç bitmez, artar eksilmez; incelir ama kopmaz, nasihatini verdim. 50 yılı aşkın ticari hayatım ve esnaflığım bir başarı öykümün sırrı: Helal kazanç incelir ama kopmaz “dedi.

Asırlık lezzet durağı ‘Kübik Restoran’ın adı yedek subayların hatırası…
Bir zamanlar ayağının tozuyla siyasetçi ve ünlülerin uğramadan geçmediği “üç ortaklı” - Mukbil, Süleyman, Muzaffer- “üç masalı “ve adını yedek subay müşterilerin koyduğu Kübik Restoran; damak tadını bilenlerin lezzet durağı olmuş.

Bugün 80 yaşına merdiven dayamış Muzaffer Temizkan, yemek işi başlı başına bir sanattır. Bu zanaatı ağabeyimin yanında öğrendim diyerek hikayesine başladı. Temizkan: “ Ağabeyim çok büyük bir yemek sanatkarıdır. Beynelmilel bir aşçıdır. Ustadır. Ağabeyimin aşçı yemeğini gözü kapalı cumhurbaşkanının önüne koyarım. Çok şükürler olsun ki; ben ağabeyim emekli olduktan sonra ondan devraldığım mesleğini devam ettirdim. Bizim de hizmetimiz Polatlı’ya mesleğimiz dolayısıyla oldu. Oğlum da baba mesleğini seçerek bu hizmet zincirine katıldı” dedi.

İSİMSİZ BİR RESTORANDI BİZİMKİSİ
Polatlı’nın Karakuyu Köyü’nden 1942’de göçtük. Mubin ağabeyim motor ustalığını seçti. Bizde Mukbil ağabeyimle birlikte muhtelif yerlerde çalıştık. Sanata atılana kadar, amelelik, hamallık demedik, evimizi geçindirmek için her işe koştuk. Sonra lokantalarda çalışmaya başladık. Ağabeyim yemek yaptı, ben bulaşık yıkadım. Polatlı o zaman küçüktü. 1952 yılından 57’ye kadar gar büfesinde mesle��i öğrendik. Şimdi İşkembeci Niyazi’nin olduğu yer eskiden kerpiç bir handı. Orada üç masalık yerde ilk restoranımızı açtık yıl 1957.

KÜBİK RESTORAN ADINI YEDEKSUBAYLAR KOYDU

İki yıl isimsiz çalıştık. Damak tadı, ağzının tadını bilenler bize gelmeye başladı. 100’ün üzerinde subay, astsubay, yedek subaylar öğlen ve akşam yemeğini yemek için üç masalı küçük lokantamıza aboneydiler. Yedek subaylar askerliği bitirip giderken Polatlı’da bir lokantada yemek yedik ama bu lokanta isimsiz. Buna bir isim koyalım dediler. “Kübik Restorant” olmasını önerdiler. Kübik , Fransızca’da, küp demek. Türkçe’de küçük manasına geliyor.

RESTORANLARA GIPTA EDİYORUM

Muzaffer Temizkan sektörde hem tecrübeli hem öncü esnaflarından olması dolayısıyla geçmiş ve bugünün kıyaslamasını yaparak: “ Geçmişten bugüne yemek ve restoran kültürü arasında dağlar kadar fark var. Yeni restoranlara gıpta ediyorum. İlk mekanı açtığımızda, enteresandır birkaç yemeği aynı tabakla sunardık. Tabak, çatal ve kaşığımız çok azdı. Hatta, tabaklarına yemeği alıp dışarıda bir kıyıya oturup yerlerdi. Şimdiki restoranların imkanları mükemmel. Mekanları gayet güzel, ferah ve geniş. Yemek pişirme teknikleri, kullandıkları malzeme, araç gereç hepsi değişti ve çağa uygun. Yemek sektöründe değişim hızlı restoranlar çığ gibi çoğalıyor, “dedi.

MEŞE KÖMÜRÜ İLE BAKIR TENCERENİN AŞKI


Ustam “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu” denir ya bizim meslekte sanki bana göre tırnak içinde söylüyorum "Teknoloji biraz tadı bozdu. Eskiden meşe kömüründe pişen bir yemeğin lezzetine doyum olmazdı." Nedeni ise mutfaklarda kullanılan çelik tencerelere bir bakır tencerede pişen yemeğin tadını vermiyor gibi bir kıyaslamada bulundu. Ama Yemek sektöründe yeni teknolojik malzeme kullanımı mecburi. Olmak zorunda. Eski ve yeni yemek teknolojisi ve aşçılık sohbetimiz derin mevzulara dalarken kuşburnu çayı içmeyi seven Muzaffer amcayı molalarda da rahat bırakmadık. 

AŞÇI YEMEĞİ NEDİR Kİ?

Eee bu yarım asrı devirmiş çınarların hikayesi…Eski anılara da yer verelim istedik. Temizkan anlatıyor:
“Biz sade bir lokantaya sahiptik. Elli yıl öncesinde söz ediyorum. Hatay’dan Ankara’ya geçerken Polatlı’da şık giyimleri ile oldukça dikkat çeken iki çift İnönü Caddesi’ne gelmişler. Yemek yiyebilecekleri bir lokanta sormuşlar. Sağolsun esnaflar bizi tarif etmiş. Ankara Caddesi’nden sorarak gelmişler. Vitrin dar. Küçük camekan. 7-8 masalık bir yer. Lokantayı görünce vazgeçtiler önce. Kimbilir nerelerde yemek yediler ki, beğenmediler. Sonra geri geldiler. İçeri girdiler. Ne yiyebiliriz gibisinden sordular. 
Aşçı yemeği var dedik. Ağabeyim servisi bir süslerdi ki…
Aşçı Yemeği: İki dilim rosto. Biraz yaprak sarması. Pilav. 1 tek köfte. Tavuk göğsü ya da but. Çok güzel görünürdü. Aldım tabağı masaya koydum. Hanımefendi şöyle bir baktı yemeğe dilinin ucuyla bir tattı yüzünde muhteşem bir tatmış diyen gülümsemesiyle yanındakilere tavsiye etti. Bize övgülerle restorandan ayrıldılar.
Aradan 5 sene geçti. Lokantamızı Polatlı’nın bir başka caddesine taşımıştık. Yıl 1990. Yemeklerimiz hazırladık. Vergicileri bekliyoruz o gün . Restoranın kapısından yeni giren konukları oğlum Aykut’a karşılaması için işaret ettim. Bizi hatırladın mı? dediler. Hataylılarsınız dedim. Çok memnun oldular. Aşçı yemeği istediler. Teşekkür ederek gittiler…
Lokantacılık zor meslek ama takdir alırsanız yorgunluğunuz geçiveriyor.”

USTASINDAN ROSTO TARİFİ

Rosto dana etinden, lop etten ve buttan olur. Filotodan(dana etinin bir bölüm) da rosto yapılabilir ama biz sinirsiz olduğundan dolayı buttan tercih ederiz.
Bir kiloluk lop et parçaları bir soğan ve birkaç diş sarımsakla yağda hafif meşe ateşinde kavrulur. Et suyunu verir ve o su çektirilir. Bir kaşık salça, hafif un karıştırılır. Kaynar su ilave edilir. Kuvvetli ateşte et 2- 2,5 saat kaynatılır. Sonra suyundan süzülen et, hafif kızgın meşe kömürünün üstüne alınır. Sonra soğumaya alınır. Soğuduktan sonra etler ince ince dilinip tepsiye döşenir. Bir tarafta da patates kızartılar. Tepsiye o da konur. Süzdüğümüz salçalı suyu koyup fırına sürülür. Fırında yarım saat kızartılır. Servise sunulur. Afiyet olsun tadanlara.

ISPANAK DEYİP GEÇMEYİN


Müşteri ıspanak yemeğimi bir yedi bir daha istedi. Bu meslekte, iş titizliği, mesleği sevme, temizlik, malzeme seçme, yemek yapma mahareti çok önemlidir. Apayrı bir meslek dalıdır. Müşterinin stresini alır yemek. Sağlığına fayda sağlar. Mesleğime hiç hor bakmadım. Kıymetinin bilen bilir.

MÜŞTERİYE SINIRSIZ TOLERANS

Ortağıyla ilgili bir anı:
Bir Ramazan ayında top patlamak üzere. Sinirli ve yorgun bir pazarcı lokantaya geldi. İftara yakın rahmetli ortağıma onca müşterinin içinde küfretti. Ortağım, la havle demedi. İftardan sonra müşteri ortağımdan özür diledi. Hayat şartları milleti strese sokabiliyor. Müşteriye toleransımız sonsuzdu.

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *