Farkonda
Farkonda
» 
 

Nesilden nesile boyacının aşkı...

“Boyacı der geçerler ama babamdan öğrendiğim bu mesleği ben altın bilezik kabul ediyorum. Her çocuğun okul tatilinde az veya çok çalışarak; paranın nasıl kazanıldığına dair fikri olması lazım diye düşünüyorum.”

BOYACI MUSTAFA USTADAN OĞLU ARİF USTAYA UZANAN UZUN BİR HİKÂYE

“İşin ayıbı olmaz” anlayışını babasından öğrenen Arif Kadir Yalçın da aynı kutsi bakış açısıyla, kara elinin parmaklarında, emek kokan işçiliğini; işin ayıbı olmaz gururuyla Polatlı’da yerine getiriyor, hizmet veriyor; çocuklarına evine, namerde muhtaç olmadan bakıyor.


Bu şehrin sokaklarında dolaştık. Biz dolaştık. Ayaklarımız yoruldu, ayakkabılarımız terledi. Derisi, ruganı, yazlığı, kışlığı, siyahı, beyazı ayakkabılarımız. Ah! Ah! Ayakkabı iyiyse rahat eder ayaklarımız. Sıkarsa, vurursa; cehennem zebanisi kesilirler parmaklarımıza. Toz değse onlara, sileriz. Parlaklığı gitmişse boyatırız. Çünkü “Dost başa, düşman ayağa bakar” demiş atalarımız. Peki, kime boyatacağız ayakkabımızı? Boyacılara. Mesleğin erbabı onlar. Boyası pırıl pırıl olmalı ayakkabının, çünkü saygınlık ifadesidir.

NESİLDEN NESİLE BOYACI

Ona Atatürk Caddesinde mutlaka rastlamışsınızdır. Yaz kış demeden açık havayı mekân edinmiştir. Çatır çatır ayazda, soğukta ya da bunaltıcı sıcakta hep orada oturan boyacı Mustafa’nın oğlu Arif Kadir Yalçın’ın yaşam serüveni ve babalığı Babalar Günü’nde anlatılmaya değecek bir yoğunlukta. Arif Usta, alın teri kokuyor. Ellerinin karası yavan ekmeğini kavrıyor. Babasından kendine tevarüs eden kutsal emeğin hikâyesini anlatmaya babası Mustafa Yalçın’dan başlıyor Arif Usta.

ALTIN BİLEZİĞİ BABAM TAKTI

Nevşehirli Mustafa Yalçın, Polatlı Topçu Okulu’nda askerlik yapmaya gelir. Geliş, o geliş. Askerlik bitince köyünü terk edip Polatlı Devlet Üretme Çiftliğinde hamallık yapmaya başlar. Evlenme çağındaki yiğit Mustafa, Polatlı’da oturan Bolulu Mahide ile evlenip yurt yuva kurar.
6 çocuklu bir aile reisi olan Mustafa Yalçın’a mesleği icabı hamal lakabı takılır. Kısa zamanda hamallıkta ünlenen Mustafa’yı tanımayan kalmaz.

HAMALLIKLA GEÇİNEMEZ

Hamal Mustafa, ambarda taşıyabileceği kiloda ne varsa her şeyi taşır ve evine ekmek götürmek için mücadele verir. Ama kazandığı para evde kendisinden ekmek aş bekleyen yedi boğazı geçindirmeye yetmemektedir. Polatlı’da ona yardım edecek, elinden tutacak kimi kimsesi yoktur. Bileğinin gücüyle çoluğunu çocuğunu geçindirmek, doyurmak zorundadır. Hamal Mustafa, işin ayıbını bilmez. Emekçidir. Un çuvallarını sırtlandı mı “ıh!” demeden taşır da taşır. Bu arada evine ekmeğin yanında, et süt almak için yan bir meslek arar. Ayakkabı boyamaya karar verir.

GAZ OCAĞINDA MISIR PATLATIRDI

Akşama kadar gezgin ayakkabı boyacılığı yapar. Akşamları da gaz ocağında “tuzlu mısır” patlatır. Patlattığı mısırları da Gazi Mahallesi’nde zenginlerin evine servis eder. Kalan patlamış mısırları ise boyacılık yaptığı yerde, bardakla satışa sunar. Yıl 1980. Mısırı kimse onun gibi patlatamaz. Çünkü mısırın tuzlanmasında ince ayarı ondan başkası veremez.
Hamal Mustafa, Boyacı Mustafa olunca bir de tartı edinir boyacı sandığının yanına. Para üstü yerine “Bir tartıvereyim!”der, müşterisiyle helalleşir böylece. Akıllı esnaf böyle olur işte.
Hamal ve Boyacı Mustafa’nın baba mesleğini eline alarak boyacılık yapan oğlu Arif Kadir Yalçın: “ Babamın kantarı çok kıymetliydi.” der.

SABAH EZANINDA AÇILAN SANDIK

Babadan oğula miras kalan ayakkabı boyacılığı için Boyacı Arif Usta “Babam rahmetli sabah ezanı okunmadan sandık açardı. Boyacılığı severek yapardı. İki üç işi bir arada götürmesine rağmen kıt kanaat geçinirdik. Onca geçim sıkıntısına rağmen, bir süre sonra acı kuvvetle çalışmanın karşılığında kendimize bir ev yaptırmayı da başardık. Ağabeyim Erol da ben de babamızın alıştırmasıyla hem mesleğimizi iyi yapıyor hem de aile bütçesine katkıda bulunuyorduk.”

MÜHENDİSLERDEN RAHATIM

“Boyacı der geçerler ama babamdan öğrendiğim bu mesleği ben altın bilezik kabul ediyorum. Kendisinden Allah razı olsun. Alnımın teriyle çalışıyorum. Severek çalışıyorum. Mühendislerden rahatım. Çocuklarıma bakıyorum. Babam da benim gibi çalışkandı. Güler yüzlüydü. Ondan dolayı müşteri bize geliyor. Babam, çok cana yakın bir babaydı. Bizi severdi. Konuşkandı.”

BANA KÜSERDİ

Arif Yalçın, babasıyla ilgili anılarını şöyle sürdürdü: “Geçim derdinden dolayı bazen onun istediği bir şeyi almazsam bana küserdi. Ben de barışıncaya kadar zorlardım babamı. Geçim derdi zordu. Onu bazen ihmal ederdik. Ama sonradan pişman olur, gönlünü almayı kendime vazife edinirdim.”

AYAKKABISIZ ÇOCUK, AYAKKABI BOYACISI

“Çocukluğumda ben ayakkabısız büyüdüm. Gece fabrikada çalıştım. Gündüz boyacılık yaptım. Hepsi çocuklarım için, çocuklarım rahat etsin diye. Çoluğumu çocuğumu okuttum. Kızım Zahide gıda teknisyeni oldu. Oğlum Salih elektrikçi. Küçük oğlum Semih lisede okuyor. Ben çok küçükken çalışmaya başladım. 
Her çocuğun okul tatilinde az veya çok çalışarak; paranın nasıl kazanıldığına dair fikri olması lazım diye düşünüyorum.”

BABALAR PARA KAYNAĞI

Arif Usta, çocuklarım benden harçlık alırlarsa, bana “Babalar Günü” hediyesi alırlar. Her yıl Babalar Günü böyle olur. Bu yıl da böyle olacak. Para kaynakları benim. Fakat benim mesleğimi devam etmek istemiyorlar. Baba mesleği olan ayakkabı boyacılığını çocuklarımın da öğrenmesini ve yeri gelince yapmasını isterdim. Çünkü ben babamla birlikte çok boyacılık yaptım.”

BOYACILIĞIN MÜKÂFATINI ALDIM

Arif Kadir Yalçın, bir yandan müşterisinin ayakkabısını boyarken, bir yandan bize boyacılık mesleğini şöyle anlattı: “Bizim işimiz müşterinin ayakkabısıdır. Elini uzatır gibi ayağını koyar, boyacı sandığının üstüne; parlatılmasını bekler ayakkabısının. Maharetli ustanın eli, eldivensiz boyar ayakkabıyı. İşte bakın ellerim kapkara boya. Ama ayakkabı boyacılığının mükâfatını aldım. Evim yuvam oldu.”

BOYACILIĞI HER ADAM YAPAMAZ

“Günde ortalama 20- 25 kişinin ayakkabısın boyarım. Boyacılığı her adam yapamaz. Soğuğa, sıcağa alışmak zorundasınız. Her adam bizim gibi o soğukta, sıcakta mütemadiyen oturamaz. Çok ayazlı havalarda boyaya çıkmasak da bizim mesleğin kışı daha bereketlidir. Bot, çizme, karda kış da harap olur. Bize de ihtiyaç buradan çıkar. Yani sizin anlayacağınız kışın iş çok olur.”
“Ayakkabı boyarken eldiven giyerseniz, ayakkabının derisine boyayı, cilayı yediremezsiniz. Boyanan ayakkabı bir günde eski haline döner. Eldivensiz boyanan ayakkabının boyası bir haftada ancak çıkar. Yaptığınız işten tiksinmeyeceksiniz. Tiksinirseniz verimsiz olursunuz. Ayakkabı bademyağıyla iyice parlatılır. Ben kaliteli boya kullanırım. Tecrübeli boyacı başkadır.”
Boyacı Arif, işinin ustasıdır. Arifane konuşmasını sürdürür: “Ben Atatürk Caddesinde tanınırım. Sivrihisar Caddesine gitsem kimse bulamaz beni. Ama bu caddede müşterim beni gözü kapalı bulur.”

MESLEĞİMİ SEVİYORUM

Mesleğinin ustalarının yok olmaya başladığını söyleyen Arif Usta, eskiden Polatlı’da 20- 25 boyacı varken şimdilerde 3-5 kişi kaldıklarını söyledi. “Ben yitip giden meslektaşlarımdan biriyim. Ben ölünce mutlaka başka biri gelir. Bu meslek bitmez ama azaldık iyice. Abla, ağbi ayakkabınızı boyayalım mı, diye başladığımız mesleğimizi bugün burada açık havada oturduğumuz yerden bulabiliyoruz. Müşteri gelir ve ayakkabısını uzatır. Bizi bekler. Ellerimiz ayakkabının neresinden başlayıp neresinden biterek boyanacağını gözü kapalı bilir. Ben mesleğimi içimden geldiği için, hevesle ve sevdiğim için yaptığımdan dolayı mutlu oldum. Boyacılık yapmak benim için güzel bir çalışma.” 
Babalar Günü bizim ilgimizden memnun olduğunu söyledi. Biz ustamızı, elinde bir bardak çayla gazetemiz adına hatıra fotoğrafı çekerken Arif Kadir Yalçın’ın sağına soluna müşterileri sıraya girmişti bile ayakkabılarını boyatmak için. Parlatalım ağbi, demesine gerek kalmaksızın.

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *