Farkonda
Farkonda
» 
 

Pınarlardan musluğa suyun hikayesi

Suyun ve sucuların hikayesi : Geçmişten bugüne tüm kasabaların hikayesidir…

Yaşadıkları şehrin her caddesinde, her mahallesinde, her evinde, bir zamanlar çeşmelerden akan suyun yegâne ustaları Sucu Niyazi ve Recep Güler kardeşler, Necatibey Caddesi’ndeki 60 yıllık dükkanın efsanesi geçmişten bugüne almış yürümüş. Sağlık, temizlik ve yaşam kaynağı suyun kullanılmasında emeği geçen ‘Su Tesisatçısı Güler Ticaret’in sahipleri Niyazi ve Recep Ustanın hikayesi birer duayen olarak bu şehrin hikayesine çoktan karışmış.

Güler ailesi 1950 yılında Bulgaristan’dan Polatlı’ya göçmen olarak gelmiş. Bir zamanlar Polatlı’nın ilk ve tek su tesisatçısı olarak yaşayan efsane Recep Güler, 1938 doğumlu.74 yaşında Güler Ticaret’i Ağabeyi Niyazi Güler ile birlikte 1952 yılında açmışlar.


SU İHTİYACI KUYULARDAN SAĞLANIYORDU
Ağabey Niyazi Güler, 21 yıl önce vefat etmiş. 60 yıldır bu meslekte hizmet eden Recep Güler “
Eskiden çocuklar ayakkabıcıya, berbere, terziye, marangoza, demirciye çırak verilirdi. İlkokulu bitirdiği zaman çocuk babasıyla beraber gelir derdi ki ‘eti senin, kemiği benim Usta.’ Babalar, ‘Öp ustanın elini der’ çırak ustasının elini öper, ustasının yanında meslek öğrenirdi. Sonra her şey değişti.

Eskiden evlere su gelince hediye adeti vardı. Biz boruları döşer, musluğu takar, suyu verip vanayı kapatır, ev sahibine ‘suyunuzu bağladık. Çeşmeniz akıyor ama vana açılmıyor! Ne yapacağız?’derdik. Ev sahibi de bahşiş olarak gönlünden ne koparsa para, gömlek veya tiftikten örme yün çoraplar verirdi. Unutulmaz günlerdi. Ev hanımları bize çok dua ederdi

Biz de bu sanatı Bulgaristan’da sırf meraktan öğrendik. 8-10 yaşlarında idim. Bulgar arkadaşlarımızın babaları su tesisatçısı idi. Onların dükkânına gider nasıl çalıştıklarını izlerdik. Onlardan bu şekilde öğrendik. Daha sonra Türkiye’ye göç ettik.1950 yılında Polatlı’nın su ihtiyacı Bu meydan çeşmelerinden ve bahçe içindeki kuyulardan karşılanıyordu. 1953-54 yılında caddelere suyun ana şebekesi döşenince, evlere su almak için su tesisatçısına ihtiyaç olduğunu düşündük. Kendimize güvenerek 1952-53 yılında ağabeyimle birlikte dükkânı açtık, mesleğe böyle başladık. Kendi kendimizi geliştirdik. Hayatımızı bu meslekten kazandık. Geçmişten bugüne işte bir ömür böyle geçti…”dedi.

BEŞTEPE’NİN DİBİ ÇÖPLÜKTÜ
Recep Güler’e ilk sorumuz Sucu Recep mi? Sucu Niyazi mi? Kimsiniz, hanginiz bu dükkânın sahibi, dedik. Recep Güler, “Sucu Niyazi benim ağabeyim. Biz 1950 yılında Bulgaristan’dan Polatlı’ya göçmen olarak geldik. O zamanlar Polatlı’nın nüfusu azdı. Polatlı çok değişikti. 13 Eylül İlkokulu’nun aşağısı boştu. Menteşe Mahallesi adeta köydü. O arada hiçbir yapı yoktu. Polatlı Lisesi’nin olduğu Beştepe’nin dibi çöplüktü. Orada Belediye mezbahası vardı. Kesimhane oradaydı. Ben 1938 doğumluyum. Polatlı’ya geldiğimde 12 yaşındaydım. Ağabeyim Niyazi Güler ile birlikte 1952-53 yılında bu işe başladık.” dedi.
“1950’li yıllarda Polatlı’nın nüfusu 12 bin dolayında idi. Herkes birdenbire evine su almadı. Komşular birbirinden görerek evine su aldı. Demek ki evde su olması çok rahatmış diye heves eden bize gelirdi. İmkânları nispetinde millet sırayla evine su almaya başladı. Polatlı’da o günlerde bizden başka su tesisatçısı yoktu. Bu meyanda kendi kendimizin ustası olduğumuz gibi birçok çırak ve kalfa da yetiştirdik. Bazıları belediyede görev yaptı. Askeriyeye girenler oldu. Şimdi o yetişen çocukların çoğu emekli oldu. Biz hala bu işte 59-60 yıldır devam ediyoruz. Yarım asrı geçti. Esnaf Kefalet’e 50 yıllık esnaflık kaydım olduğundan dolayı 50 yılın anısına şu gördüğünüz plaketi aldım.”


SU TESİSATI İLK OLARAK CUMHURİYET VE GAZİ MAHALLESİNE
Polatlı’da su şebekesi döşenen ilk mahalleler Cumhuriyet ve Gazi Mahallesi olarak biliniyor. O dönemde Kurtuluş Mahallesi kuruluş aşamasındaydı. Fatih Mahallesi’nin olduğu yer buğday tarlası durumunda idi. Daha sonra ki yıllarda arsa niyetine parsellenip satıldı.”
“Polatlı merkezde caddelere su şebekesinin döşenmesi ve evlere su alma meselesi 1955-60 yılına kadar devam etti. Köylere su şebekesi 1970- 75 arasında döşenmeye başladı. Bir köyün işi en az iki sürerdi.Eskiden evlere su gelince hediye adeti vardı. Biz boruları döşer, musluğu takar, suyu verip vanayı kapatır, ev sahibine ‘suyunuzu bağladık. Çeşmeniz akıyor ama vana açılmıyor! Ne yapacağız?’derdik. Ev sahibi de bahşiş olarak gönlünden ne koparsa para, gömlek veya tiftikten örme yün çoraplar verirdi. Unutulmaz günlerdi. Ev hanımları bize çok dua ederdi.”


BİR ZAMANLAR PAZARYERİNE DEVELER TUZ VE KİL GETİRİRMİŞ
Şimdi Perpa’nın olduğu yere her ay 2-3 kere deve kervanları konaklarmış. Polatlı esnafları, en çok kil ve tuzu bu deve kervanlarından tedarik edermiş. Develer, Konya ve Tuz Gölü’nden tuz alıp Mihalıççık’a geçer oradan topraktan yapılan güveçler, gözleme pişirecek saçlar yükleyip gelirmiş. Yükünü boşaltan deve kervanları Basri Köyü yolundan başka ilçelere geçer gidermiş.


POLATLI 1960’TA KARAYOLUNA PARALEL OLARAK GELİŞTİ
Recep Güler, Türkiye ve Polatlı’nın o dönemini şöyle yorumluyor: “1950-51 yıllarında hem Türkiye hem millet fakirdi. Bu meyanda Polatlı, bir İstiklal Mahallesi ve Menteşe ile adeta bir köy gibiydi. Bulgaristan ise o yıllarda bile çok gelişmiş bir memleketti. Kiremitsiz evi yoktu. Polatlı 1960 yılında Devlet Karayolu yapıldıktan sonra birden bire gelişti. Polatlı’da nüfus patlaması oldu. İlk geldiğimizde Mehmet Gönenç İlkokulu’nun dibinde gecekondu tipinde evler yapılıyordu. Biz de Bulgaristan’dan annem(Fatma) babam(Rıza), ağabeyim, ablam, kardeşimle beraber altı kişi geldik. Beştepe’den toprak taşıyıp çamur kardık kerpiç kesmek için. Bir ay içinde bahçe içinde bir göz, bir ara kerpiçten indirme ev yaptık kendimize. Evde su yok o zaman komşuların kuyularından suyu kovayla çekip kullanıyorduk.”


YENİMAHALLE’YE İLK KAZMAYI BİZ VURDUK
“Yenimahalle arsa halindeydi. Belediye göçmenlere 150’şer metrekare arsayla 1500 lira para verdi. 1953-54 yılları idi. Yenimahalle’de arsalara ilk temel kazmasını biz vurduk. O zaman devlet karayolu geçmemişti daha. Devletin verdiği parayla, Yenimahalle’de iki oda, ufak bir salon ve bahçeli evlerimizi yaptık. Sonra belediye Yenimahalle’nin arkasındaki arsaları parsel parsel satmaya başladı işte o zaman genişlemeye başladı. Devlet Karayolu yapılırken Yenimahalle’nin yakınına Rahmetli Hüseyin ve Ferruh Çelikler Shell Mobil İstasyonunu kurdular. Yenimahalle’ye su şebekesi ise Hacı Kadir zamanında 2 parmak demir boruyla caddelere döşendi. “


HAYIRLI EVLATLAR YETİŞTİRDİK
Bu işleri Niyazi ağabeyimle birlik ve beraberlikle götürdük. Evlerimiz ayrı, işlerimiz birdi. Çalıştık kazandık. İşyeri ve evlerimizi alın terimizle aldık. Bu meyanda çocuklarımızı okuttuk; kimi doktor, kimi mühendis olan, hayırlı evlatlar yetiştirdik. 5 tane çocuğum var. 3 tanesi İzmir’de. Kızım ptikolog. Hepsi Polatlı’ya hizmet eden değerli evlatlar oldu. Ağabeyimin çocukları Necdet Güler, Nihat Güler Polatlı Devlet Hastanesi’nde doktor olarak hizmet verdi. Nevzat yanımda birlikte çalışırız. Bizim ömrümüz böyle sıfırdan başladı bugünlere geldi.”

KÜÇÜK SANAYİNİN KURULUŞU
Sucu Recep Güler’in çok eskiye dayanan esnaflığı sayesinde Polatlı sanayisinin hikayesini de ondan dinlemek istedik: “ Bizim geldiğimiz yıllarda Polatlı sanayisi yoktu. Nizamiye kapısının kuzeyinde yedi- sekiz tane demirci vardı. O zaman at arabası ve kağnılarını yapan ilk demirci dükkânları Polatlı sanayisinin temeli sayılır. Oksijen kaynağı ile çalışırlardı, elektrik kaynağı yoktu. Demirciler, körük çekip tokmakla demiri döver, en güzel at arabası ve kağnıları yaparlardı. Eskiden at arabası koşumuna önem verilir, köyden köye at arabası ile gidilirdi. At arabası, atlara yakışacak kadar güzel olmalıydı. Polatlı küçük sanayisi resmi olarak Ali Rıza Uzunbeyli zamanında parsellenerek 1960 yılından önce teşekkül etti. Tamircisi, kaynakçısı, oto elektrikçisi sırayla dükkânlar çoğaldı. Demirci ustaları o zaman Tögerek Hüseyin, Can Polat Öztürk’ün babası Muhsin Usta, Can Polat’ın amcası (Oksijen kazanı patladı rahmetli oldu) Remzi ve Cüddü Ürek’ti. Yeni Sanayi’nin kuruluş aşamasında Cüddü Ürek’in oğlu rahmetli Halit Ürek çok emek verdi.”
“Polatlı’nın en eski esnafları arasında Lokantacı Seyyit Mehmet Ağa, Berber Muhsin Usta, Manifaturacı Hafız Salim Güvener, buğday tüccarı Damatzade Hakkı Efendi, Terzi Reşat vardı. Hepsine Allah rahmet eylesin.”

KARAKUYU KÖYÜ KÖYLERİN KÜÇÜK PARİS’İ GİBİYDİ
Recep Güler, “Karakuyu Köyü eskiden bambaşka bir köydü. Sarıhalil Köyü, Türkkarsak, Bayburt Köyü’nden talebeler okumaya gelirmiş. Çünkü çevre köylerde ilkokul yoktu. Orada iki katlı yatılı okul vardı. Beş derslik sınıfları ve yatakhaneleri vardı. Bir zamanlar Karakuyu Köyü o civar köylerin Paris’iymiş. Karakuyu Köyü’nde üç tane kahve, üç tane bakkal varmış. Şimdi ise bağırsan kimse duymaz. Köyde üç-beş hane kaldı. Köpek kedi bile kalmadı. O zamanlar köyler başka bir şenlikliydi. Mesela bu zamanlarda eskiden her köyün avlusunda kuzu sesi, koyun sesi, köpek havlaması sesi olurdu. Bunlar köylülerin aşina olduğu şeyler.”diyerek geçmişin saadetli günlerine doğru akıp gitti.

ÖP USTANIN ELİNİ
“Eskiden çocuklar ayakkabıcıya, berbere, terziye, marangoza, demirciye çırak verilirdi. Biz çok çıraklar yetiştirdik. İlkokulu bitirdiği zaman çocuk babasıyla beraber gelir derdi ki ‘eti senin, kemiği benim Usta.’ Babalar, ‘Öp ustanın elini der’ çırak ustasının elini öper, ustasının yanında meslek öğrenirdi. Sonra her şey değişti.”

YAĞCIOĞLU KÖYLÜSÜ, KOMŞUSUNUN BORCUNU ÖDER
Recep Güler “Bir Yörük köyü olan Yağcıoğlu Köyü farklı adetlere sahiptir. Onlara komşunun borcu var dersen, “ne kadar” diye sorar ve çıkarır verir,”dedi ve o köyde geçen çok özel bir anısını şöyle anlattı: “Yağcıoğlu Köyü’nün işini yapıyoruz. Kamyonla malzemeyi götürdük bir ayda işimiz bitti. Yağcıoğlu Köyü’nün Muhtarı Hüseyin Kuş’tu. Halil ağa vardı köyün ileri gelenlerinden. Yörük kabilesi içinden bir kişiye tabi olur ve o ne dese herkes ona uyar. Camiye gittik namazı kıldık, hiç unutmam: Muhtar Hüseyin Kuş ‘Recep Usta, ne yaptın?’dedi. Ben de ‘Muhtar biz işi bitirdik.’ dedim. Muhtar bekçiye döndü ‘İbiş, dedi, minareye çık, köylüye ünle. Su taktıranlar köy odasına gelsin, parasını versinler.’dedi. İbiş çıktı minareye üç kere bağırdı. Biz köy odasına vardık. Köy odasının tabanları, duvarları kendi el dokuma halıları ile kaplıydı. Kendi kendime köylünün gelip gelmeyeceği konusunda düşündüm doğrusu. Yarım saat geçmedi başladılar birer birer gelmeye. Tıkır tıkır o zamanın parasıyla 60 lira 85 kuruş hesabı tutanlar bile beş kuruşuna kadar verdiler. Bir kişi kaldı geriye. O köyün berberiydi. Efe dayının oğlu derler ona.’Recep Usta, benim paramın yarısı yetmedi. Haftaya Polatlı’ya buğday getireceğim, beklersen o zaman vereyim, beklemezsen komşudan alacağım,’ deyince gözlerim yaşardı. Bu hatırayı hiç unutmam.”
“İnsanı çevresi yükseltir. Tek başına insan hiçbir şey yapamaz. Ortak çalışma önemlidir. Şimdi sen sordun da ben söylüyorum. Sucu Niyazi benim ‘agam’dır ama Sucu Niyazi’yi Niyazi yapan da çevresidir Köroğlu misali… Biz hiç ‘sen-ben’ bilmedik ağabeyimle.” diye Recep Usta’nın son sözü güzel bir dua oldu. “Allah millete keder zeval vermesin, herkesin işini gücün rast getirsin, herkese iyilik versin.”
Bu duaya katılmamak elde mi?

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *