Farkonda
Farkonda
» 
 

Saçlarımı gümüş telle ördüler

“Sultan’ım, gelin gittiğin yerde, yönünü dahi bizim eve dönük yatma! Baba evine geri dönme sakın! Erine, evine sarıl! Geçimine bak. Bize sakın güvenme!”

Fadime Sultan Pirinç: “Nişanlı olduğum süreçte Nişanlım Satılmış’la bir kere evin arkasında helkeler kolumda suya giderken görüşebildik. Şöyle yol başında uzağımda dikiliyordu. Bana seslendi ‘Seni sinemaya götüreyim olur mu?’dedi. Ben de ‘Olur’ dedim. Ama onunla konuşurken nasıl titriyorum!

Nasrettin Hoca’nın göle maya çalması gibi topluma maya çalan bir Anadolu kadını Fadime Sultan Pirinç. 80 yaşına merdiven dayamış. O ömrünü geleneklerin gölgesinde ipekböceği gibi üreterek, karıncalar gibi çalışarak geçirmiş. Bugün sosyal hayatın her alanında aktif olarak çalışan kadınlara kıyasla geçmişte kadınların yaşamı evi, ailesi, bağı, bahçesi ve yakın çevresiyle örülü bir döngüde geçtiğini söylüyor. Teknolojinin jet hızıyla değiştirdiği yaşamın kıyısında artık yaşını başını almış, ununu eleyip eleğini duvara asmış Fadime Sultan Pirinç’e 80 yıllık yaşamını bir anlatıver hele dedik. Fadime Sultan tipik bir Anadolu kadını, bu yaşında hala mihrabı yerinde biraz da utangaç. Hayatını anlatmaya
“Kız oldum, gelin oldum, dört çocuk anası oldum. Torunlarıma babaanne, anneanne oldum… Şimdi bir tek dileğim Allah’ımdan; çoluğuma çocuğuma yük olmadan; elden ayaktan düşmeden üç gün yatak, dördüncü gün toprak misali… Abdestimle namazımla canımı teslim etmek istiyorum!” sözleriyle başladı sohbete.

Bu cümleler yüreğimizi burktu. Anadolu kadını toprakla haşır neşir olmanın verdiği olgunlukla ebediyete göçmeye her an hazır . Ah ölüm, vah ölüm… en son durak kara toprak. Pamuk gibi elini öptüğümüz Sultan Ana ölüm, dirim ve zaman kavramını özümsemiş . Sıcacık ana sevgisi kokuyor. Cefakar, fedakar…

sohbetimiz esnasında çocukluğundan başlayarak nişanlısı Satılmış’la saklı gizli ilk görüşmesi, kına gecesi, saçlarına gümüş telle örülerek gelin olma masalını ve daha nice kadın geleneklerini tatlı tatlı anlattı …


MENTEŞELİ FADİME SULTAN’IN GELİN OLUYOR
Fadime Sultan, 1935 Polatlı doğumlu. 80 yaşında. Menteşeli Ali Rıza Ovacık’ın kızı.Bir Anadolu gelini, kadını, anası, kaynanası ve insanın hası… Buram buram insanlık kokuyor. Sabır kokuyor. Zarafet, hoşgörü, yiğitlik kokuyor.

Babası, O’na Satılmış’a varır mısın, varmaz mısın diye hiç sorup sual etmeden .. “Seni bacımın oğlu Satılmış Pirinç’e verdim!”demiş. O kadar! Fadime Sultan Ovacık o günden sonra soyadı, evi, kimliği ve hayatı değişerek çok güzel bir gelin olmuş.

Kız yarenleri saçlarını gelin teli ile örmüşler.
Anası kızının saçlarına töre gereği hüzünlü türküler çığırarak ‘ana kınası’nı yakmış.
“Evlerde banyo yok o zaman,”diyor Fadime Sultan. Geçmişten kalan alışkanlık ile elleri hep dizlerinde.
“Oturma odasında bir baş leğeninde saçlarımı yıkadı kız arkadaşlarım. Ayy! kızım eskiden gelin olmak çok zordu!”dedi.
Mustafa Ağabeyi kırmızı gayret kuşağını beline bağlamış… Gençlik ve güzellikte pir-ü pak olan Sultanımız, Babası Ali Rıza Ovacık’ın elini al duvağın altından öpmüş.18 yaşın verdiği masumiyetiyle sessizce hıçkırarak( O devirde gelinlerin sesli ağlaması ayıpmış) ağabeyi ile teyze oğlunun kolunda gelin çıkarmış. Eşi Satılmış Pirinç’in evine yine iki erkeğin kolunda gelin inmiş.

SAÇLARIMI GÜMÜŞ TELLE ÖRDÜLER…

“Geline,
Bak geline, geline…
Kına yakmış eline ne fayda.
Halden bilmez ne fayda.
Söz anlamaz ne fayda.
Gelin kurban olayım.
Saçlarının teline.
Saçlarının teline ne fayda
Halden bilmez ne fayda.
Söz anlamaz ne çare.”

NİŞANLIYLA GÖRÜŞMEK NEREDE…
Söz geçmişten bugüne dönüp dolaşıp kadın-erkek arasındaki yasaklara geliyordu. Eskiden kızlar ve delikanlılar kaçamak yaşarmış aşkı, sevdayı ve nişanlılığı da… Fadime Sultan Pirinç: “Nişanlı olduğum süreçte Nişanlım Satılmış’la bir kere evin arkasında helkeler kolumda suya giderken görüşebildik. Şöyle yol başında uzağımda dikiliyordu. Bana seslendi ‘Seni sinemaya götüreyim olur mu?’dedi. Ben de ‘Olur’dedim. Ama onunla konuşurken nasıl titriyorum. Sonra yengeme akşama sizde sinemaya gelin dedim. Küçük ağabeyimle yengemde sinemaya geldi. Satılmış’ın gönlü olmadı. Bana dedi ki; ‘daha yok muydu biraz daha adam toplasaydın!”
(Sultan teyzenin pamuk yüzündeki sımsıcak gülümsemelere biz de eşlik ettik.) Eskiden nişanlıyla görüşmek yasak olunca Sultan Gelinde korkmuş ve aile boyu bekçiyle sinemaya gidilmiş.


ELİ ELİME BİR KEZ DEĞDİ
Eskiden korku vardı. Açıktan görüşme yoktu.Bir kez de yengemin evine çocuğu sevmeye diye gelmiş yengem beni çağırdı. Eve girince onu gördüm. Şöyle elimi tutarak ‘size hoca geldi niye geldi?’dedi. Bizimde ineğimiz hastaydı. Nazar değmiş babam okuması için hocayı çağırmıştı. İşte nişanlımın o zaman eli elime değdi. Çok yakışıklıydı. Bir daha evleninceye kadar eli elime değmedi. Elimi tutunca heyecanlanmaz olur muyum? Babam annem bakıyor ve beni görüyorlar gibi oldum öyle korku vardı büyüklerden. Gelin indiğim ev iki oda bir araydı. Birine karyola kurdular. Birine de beyaz işleme minderleri döşediler. Koltuk kanepe yoktu. Duvağımı eve girince kadınlar açtı.

KAHKÜL KESTİLER
Ertesi gün bütün komşular bizim eve toplandı. Çaldı oynadılar. Ben de başköşede süzüldüm. Kaynanamla beraber yedik içtik biz evimize çıktık.
”İşte böyle bizim ömrümüz böyle geçti…”

ANADOLU KADINI EKMEĞİNİ TAŞTAN ÇIKARIR
Sultan Ana, ben davar sağmaya 10-11 yaşımda başladım. Herkesin koyunu vardı sürüyle… Babam ağıl yaptıktan sonra davarı çoğalttı. Çobanın koyunu otlattığı kırda davarı sağardık. Sütü sütçüye verirdik. Çobanın yemeğini akşamdan hazırlardık. Annem sabah erken kalkar, elimize bir parça ekmek verir arabaya biner, davar sağmaya giderdik. Oradan saat 11.00- 12.00 gibi gelirdik. Sabah kahvaltısında tarhana çorbası, mercimek çorbası yapar kimi günde çay da demlerdik. Babam bahçemizde dünyada ne sebze ne meyve varsa ekti. Çok çalışkandı. Atatürk gibi akıllıydı. Hiçbir ihtiyacımızı pazardan almazdık. Patlıcan biber domatesi kendisi yetiştirir çuvallarla ürün kaldırırdı, dedi.

YOKLUK YILLARI…
“Ramazanda iftarı açtıktan sonra annem yufkalık hamuru yoğurur tandırın başına otururdu. Gündüz inek, koyun sağma derken yufka geceye kalırdı. Ekmek pişirmek davul çalana kadar sürerdi. Çocukluğumdan hatırlıyorum. davul çalarken bir yandan annem tereyağlı bulgur pilavı pişirirdi. Sofraya birde koyun yoğurduyla ayran özerdi. Yufkayı serer üstüne bulgur pilavını kotarır ve ayran vazgeçilmez üçlüydü. Yedikten sonra ağzımızı yıkardık. Aklım erdiğinden beri oruç tutarım. Yedi kardeştik. Annem yatağı uzunlama sererdi dolar yatardık. Kalabalık olunca kardeşlerime bakmaktan okula hiç gidemedim. Okuma yazma bilmiyorum. Diyeceğim böyle geçti ömrümüz…”

GAZ LAMBASIYLA KANAVİÇE İŞLERDİK
Fadime Sultan, genç kızların el emeği göz nuru çeyizlerden söz edilmez mi dedi ve devam etti: “ O dönem en çok çorap örerdik. Çeyizimde 70-80 çift çorabım vardı. Annem Tatarlardan işlenmiş kanaviçe alırdı. Çünkü Tatarlarda çok güzel işleme modelleri vardı. Bak lambayı şuraya asıyorduk. Duvara s??rtımızı dayayıp lambanın dibine oturup puslu lamba ışığında kanaviçe işlerdik. Annem düğünüm olurken bahçeye bir çeyiz çıkarttı millet dudağını ısırdı “dedi.

ESKİDEN İLAÇ YOKTU ÇAMAŞIRI TAŞTA YIKARDIK…
Eskiden kadınlar çamaşırları deterjan çamaşır makineleri olmadığı için taşta yıkarmış. Fadime Sultan Pirinç:“Çeşmeye kocaman bakır kazanı kurar, altına tezek odun su fokurdardı. Kat kat dizilen çamaşıra kili döker sabunu sürerdik. Yağlı olanlara fırçalardık. Beyazları kazanda kaynatmazsak olmazdı. İllaki tokaçlar üstüne su döker leğende pırıl pırıl durular çamaşırı asardık.”

BULGUR EL ULAĞIYDI…
Bir kaynatmada 20-25 yarım bulgur kaynatılan dönemlere gönderme yaptı. Fadime Sultan Pirinç, bulgurun tarihini destan anlattı. Bulgur deyip geçmeyin! Genç kızlar ve delikanlılar bulgur dibeği döverken birbirlerine aşık olur; bulguru taş değirmende çekme gecelerinde kavuşurlarmış… Hey gidi günler hey Fadime Sultan Pirinç: “ Kazanları çizer buğdayları içine yıkar koyar kaynatırdık. Eskiden 20-25 yarım bulgur yerdik kış boyu başka ne yiyeceksin?...
bulguru kurut, ayıkla, ele, taş değirmende el gücüyle çek ve savur…
Taş değirmenlerde imece usulü kadınlarla bir araya gelerek el - kol gücü ile çekiyoruz! Bugün 7-8 kişi mesela bir araya geliyoruz bizimkini diğer günde bulgur çekmeye ona gidilirdi. Bir kadın da bulguru devamlı elerdi. İncesini (pıt pıtı ayırırdı) Öyleydi önceleri yediğimiz içtiğimiz bulgurdu. Kapıya bir fakir gelince annem bize Bulgur doldur, getir!’derdi. Erişte kesilirdi. Kadınlar kışlık yiyecek hazırlığı için durmadan çalışırdı.”

ANKARA-ESKİŞEHİR KARAYOLU SÖĞÜTLÜKTÜ
Fadime Sultan Pirinç: “Eski Menteşe çok sulaktı. Çeşmesinden çığıl çığıl sular akardı. Bütün Polatlı palasını keçesini Menteşe çeşmesinde yıkardı. Su kaynakları çoktu. Polatlıspor’un top sahası eski Menteşe’nin harman yeriydi. Sap-saman ve döven sürenler susayınca gelir su kaynağından destilerini tasla doldurup giderdi. Yine Hıdrellez şenlikleri burada yapılırdı. Ankara-Eskişehir asfaltı geçmeden önce oralar hep söğütlüktü. Öyle ki camızımız kaybolsa sazlıkların ve yeşil çayırların arasında bulamazdık. Sonra bir bakardık camız yavrusuyla çayırdan aşağı inip geliyor. Camız sütü çok güzel olurdu,”dedi.

ÜZÜMCÜLER GİTTİKTEN SONRA EVİ BİT SARARDI?
Fadime Sultan Pirinç: “Size çok eskiden kalma bir adeti de anlatayım. Eskiden köylerde veya şehirlerde yaşlı adamlar, caminin yanına gelen veya Tanrı misafiri diye çıkıp gelen kim olursa evlerinde ağırlardı. Fakirlik, yoksulluk yılları. Sivrihisar, Günyüzü, Yörme’den kağnıyla üzüm satmaya gelirler ,karagevrek üzümleri bir kilo ekine;2 kilo üzüm satardı.Bu ticaretin adı ikili-birli idi. Bir de berabere dedikleri alışveriş vardı.1 kilo üzüme,1 kilo ekin verilirdi.Üzümcüler kağnılarıyla akşam olunca bahçeye hayvanlarını çekerdi. Otunu suyunu verirdik. Babam Tanrı misafir der, evimizde yatırırdık. Fakat köyler fakirdi. Her yerde bit vardı. Bizim evden üzümcüler gidince her yanı bit sarardı. Babam bitleri temizlemek için belediyeden ilaç alır evi flitlerdi. Üzümcüler yine gelseler yine Tanrı misafirimiz olurdu. Annem de onların köyüne gidinc e baş köşede, yün minderde ağırlanırdı.

ZAMANLA KAĞNILAR BİTTİ…
Fadime Sultan Pirinç: “ Neler bitmedi ki?...Biz yedi kardeştik. Kalabalıktık. Çok güzel yemek yapardım. Anam, bahçeden patlıcan, fasulye, kabak, patates toplar gelir yemek pişir derdi. Akşam baban gelip sofra kurulmadan yemeği kardeşlerine artık yaptırma diye tembih ederdi. Eskiden erkekler sofraya oturmadan kadınlar sofraya oturmaz, yemek yemezdi. Anam, tenceredeki yemeği, akşam olup, babam gelmeden kıyısından köşesinden bölünmesini sevmezdi. Herkes eve gelince sofra kurulur, oturur hep birlikte yerdik. Biz böyle gördük.”

BABAM GRAMOFON ALMIŞ GELMİŞ!
Eee dedik?... Fadime Sultan Pirinç, sevinçle ve şen bir nidayla: “Geçmiş günlerden bir gün babam gramofonu almış gelmiş…Ayşe teyzem, gramofonu görünce amanın! Bu adamlar bu küçük kutunun içine nasıl sığdılar Ali Rıza diyerek hayrete düşmüştü. Gramofona plakları korduk. Şarkıları dinledikçe teyzem de içinde adam var sanıyordu.

SULTAN ANA’DAN MANİLER…
“Manici başı mısın
Cevahir taşı mısın
Sana bir mani söylesem
Cebinde taşır mısın?...”

“Dandini dandini danası var
Kötü mötü anası var
Yur başını kırkar saçını
Yumru yumru genesi var.”

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *