Farkonda
Farkonda
» 
 

Toprağın ateşle dansı... Dünyanın gözü bu çinilerde!

Çin’den alınan porselenlerin ün kazanmalarından ötürü, Türk yapısı ‘Kaşi’ye kalitesinin yüksekliğini vurgulamak için “Çini” denilmiş.

MUTLU ÖZ - Özel Haber: İnsanlık tarihi kadar eskiye dayanan çini sanatı; Orta Asya’da seramik sanatının türevi olarak gelişmiş. Mimarlıkta ‘Kaşiger’ adıyla tanımlanan bu sanat; doğadan esinlenerek; geçmişi geleceğe taşıyor.

Hammaddesi toprak ile ateşin dansından doğan, Selçukluların Anadolu kültürüne nakşettiği çini sanatı, Osmanlılar zamanında yöreye özgü malzeme ve tekniklerin kullanımıyla özgün bir sanat dili oluşturarak tüm dünyaya yayılmış.

Geleneksel çini sanatı Osmanlı döneminde yoğunlukla cami ve türbe duvarlarını süslemesinin yanında köşk ve sarayların cephelerini de süslemiş. Çinicilik, mekanların iç yaşantısında da işlevselliğini sürdürmüş. Sanatçılar, farklı form ve biçimler deneyerek; hokka, kase, ibrik, sürahi, kandil, kupa, gülaptan, buhurdanlık, tütsü kabı, vazo, tabak, sürahi gibi günlük hayatımızda kullandığımız her bir objeyi antika niteliğinde çalışmışlar.

Şimdilerde Kaşigerler, genç neslin ilgisini bu sanatına çekmek için, çiniyi süs, takı vb objeler üzerinde modernize ederek sergiliyorlar.
Eğitimi için bulunduğu Nevşehir Avanos’ta toprak, kil ve ateşte sırlanan seramikle tanışan Özlem Köse’nin hayatı büyük bir değişime uğrar. Tutkuyla çalışmaya başlar. Köse, çini sanatını özgün yorumuyla birleştirdiği koleksiyonunu çini severlere sunan bir Kaşiger. ‘Kaşi’nin ince, derin ve sabır isteyen felsefesini yaşam tarzı olarak özümseyen Özlem Köse, çini sanatıyla tanışma hikayesini okurları için anlattı.

Özlem Köse kimdir, bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

İstanbul Üsküdar doğumluyum. Evliyim bir oğlum var. İlk, orta ve liseyi Samsun Bafra’da tamamladıktan sonra Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde desen kurslarına katıldım. Erciyes Üniversitesi Turizm İşletmecilik Bölümünü bitirdim. Avanos hayatımı değiştirdi. Öğrencilik yıllarımda Üniversite kampüsü Nevşehir- Avanos’ta oluşu benim hayatımı değiştirdi. Avanos, kil ve seramiğin insanla bütünleşen arkeolojik yönden çok zengin bir mirasa sahipti. Toprak ve seramikle tanışmam böyle oldu. Sanat serüvenime ilk adımı Avanos’taki mağazalara dekorlayarak attım. Toprakla tanıştıktan sonra tek hayalim çini ve seramik sanatçısı olmaktı. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bünyesindeki (BELMEK) seramik kurslarına katıldım. Desen ve tasarım yeteneğimi geliştirmekte olağanüstü katkıları oldu. Çeşitli hocalardan özel kurslar almaya devam ettim. Özel tasarımlarım da müşterinin ilgisini çekmeye başladığında kendi kendime bir atölye sahibi olmalıyım, dedim.

İlk atölyenizi nerede açtınız?

İlk atölyemi Ankara Kale- Samanpazarı’nda 2009 yılında açtıktan sonra sanatsal faaliyetlerime hız verdim. Beş yıl Kale’deki atölyemde koleksiyonlarımı hazırladıktan sonra sonra sekiz ay önce Tunalıhilmi Büklüm Sokak’taki atölyeme taşındım. Çalışmalarıma tıpkı on yıl önceki gibi, her gün taptaze heyecanımla derinlemesine yaşayarak eserlerimi üretiyorum. Bana göre yaratıcılığın ruhunda dinmek bilmeyen fırtınalı heyecanlar yatar.

Çini sanatına gönül vermiş bir kaşiger olarak, güzel sanat dallarından biri olan çini sanatını, sizin için özel kılan şey nedir?

Benim için çini sanatı gerçekten çok farklı anlamlar içeriyor. Geleneksel çini sanatını teknik olarak öğrenmek amacıyla yola çıktım Selçuklu ve Osmanlı desenlerinin derinliğine indikçe geleneksel sanatın çekiciliği çok farklı geldi. Camı sırlamak, sırrına ererken objelerin elinizde hayat bulması muhteşem bir duygu.

Kubadabad temalı serginizi ve ‘Gözyaşı Vazosu’nun’ öyküsünü anlatır mısınız?

Kişisel sergiler sanatçı için önemli bir sunum. Atölyemde düzenli ve neredeyse 24 saat çalışıp binlerce obje ürettim. Sergi açmaya hazır hissettiğin dönem bu dönem. Ankara’da Zafer Çarşısı’nda Karma sergilere katıldım ama hiç kişisel sergim olmadı. Önümüzdeki yıl tamamen Selçuklu eserlerinden esinlendiğim ‘Kubadabad’ temalı ilk kişisel sergime hazırlanıyorum. Sanatseverlerle buluşmak fikri beni olağanüstü heyecanlandırıyor. Sergimde ‘Gözyaşı Vazosu’da yer alacak eserlerin başında. Yeşil renk tonu hakim olan Gözyaşı Vazosu’nun hüzünlü öyküsü çok etkileyici. Aşkı, sevdayı, ölümü, hasreti, özlemi, bekleyişi, korkuyu, ölümü, yalnızlığı imgeliyor. Kadınların savaşa giden erkeğine duyumsadığı hasretle gizli gizli gözyaşı döktükleri bir obje. Ağlayan kadınlar, gözyaşlarını bu vazoda biriktirip küçük şişelerde saklayıp eşine sunarmış.

Seramik sanatçısı olamadım dediniz. Bu konuyu biraz açar mısınız? Seramik ve çini sanatı arasındaki fark nedir?

Evet seramik sanatçısı değilim. Seramikle tanışmam çok yeni. Atölyeme seramik için gereksinim duyduğum teknik malzemeyi elde ettim. Torna başında kırmızı çamur elle şekillendirme ile işe başladım. Seramik çalışırken seramik ustası hocalarımın bilgi ve tecrübesinden faydalandım. Çini ve seramik kardeş sanat gibi algılansa da yaratıcılık açısından önemli farklılıkları içinde barındırırlar. Çini, tabletler üzerine dekore edilir, seramikte ise sanatçı toprakla bütünleşerek tamamen kendi yaratıcılığını ortaya koyar. En büyük hayalim seramikte de ilerlemek ve seramik sanatçısı olarak anılmak.

Seramikte hayaliniz nedir?

Seramik sanatının büyüsü bambaşka bir alem. En büyük hayalim seramikten lavabolar tasarlamak. Bir iki yıl içinde tasarlayacağım lavabolar düşüncesi beni müthiş heyecanlandırıyor.

Özlem Köse sanatını icra ederken maddi manevi haz anlamında hangisini tercih eder?

Söz konusu el sanatları olunca tabii ki öncelik manevi değerinde. Manevi değerini hissetmezseniz eser üretmeniz zor. Ülkemizde eserlerin gerçek değerini bulması uzun bir süreç. Bu bağlamda eserin satış rakamının yüksek olmasını sanatçının tanınmış olması gerekiyor. Sanatçı yaratıcı gücüyle imkânsızı başarıyor aslında.

Kaşiger’in müşteri portföyünden bahseder misiniz?

Atölyemi ziyaret edenleri, sanatsever ve müşteri kitlesi olarak iki kategoride değerlendirebilirim. Genelleme yapmak gerekirse orta kuşak Kaşiger’e çok severek uğruyor. Çini sanatına ilgili ve seçkileri daha bilinçli. Genç kuşak ise daha farklı. Geleneksel motifli tabaklar vb. ilgilerini çekmiyor. Modern tasarımlı minik aynalar, çok sevdikleri çini takılar, geleneksel çini desenli bileklikler daha cazip geliyor. Onlarda çini sanatıyla böylece tanışmış oluyor.

Çini sanatı Türkiye’ye özgü, dünyada eşi benzeri yok, diyorsunuz.

Ankara Kale’deki müşteri kitlem çoğunlukla yabancılardan oluşuyordu. Çini sanatı hususunda oldukça yüksek bir seçkiye sahip olan yabancılar ülkelerine dönerken mutlaka çini alıyor; çünkü, ‘Çini sanatı Türkiye’ye özgü, dünyada eşi benzeri yok.’Keza bu sokakta(Tunalıhilmi Büklüm Sokak) ikamet eden yabancılarda aynı nedenle atölyeyi sık sık ziyaret ediyor. Ülkemizde son yıllarda çini sanatı yerel ve ulusal bazda kurslar, sergiler tanıtım faaliyetleri ile arzulanan kültürel değere ulaşması hedefleniyor.

Atölyenizde 4 yaşındaki çini kursiyeri minik çiniler tasarlıyormuş…

Evet minik tasarımcımız geçen hafta ailesiyle birlikte gelip kursiyerimiz oldu. Olağanüstü yeteneğiyle hepimizi şaşırttı. Kaşiger’de gencinden yaşlısına her yaş grubundan öğrencilerle çalışırız ama ilk kez atölyeye henüz dört yaşında bir çocuk kursiyerlik için başvurdu. Atölyede öğrenciler toprakla tanıştıktan sonra asla vazgeçmiyor. Genç kuşaklar ülkemizin sanat elçileri onları atölyelere çekebildiğimiz sürece güzel sanatlarımızın geleceği çok parlak.

Özlem Köse çini sanatında hangi imgelerle çalışmayı seviyor hangi formları deniyor?

On yılı aşan sanat hayatımda geleneksel Selçuklu formu kendine bana hep çekici olageldi. Son dönemde özgün modern formları de deneyimliyorum. Siyah beyaz karikatür formunu çiniye uygularken İsmail Dümbüllü’yü çok severek çalıştım. Hacivat Karagöz ikilisi tiplemede çiniye çok müsait. Kaftan figürlerinde çalışmalarım arasında yer alıyor. Çeşitli objelerden oluşan hediyelik takı vesaire genç kuşağın beğenisini hitap ediyor. Sanatçının gözünde her şey obje olabiliyor. Bir balıkçının attığı kasalara görsel boyut katarak geri dönüşüm olarak değerlendirdim mesela..

Çini sanatında yüzyıllardır uygulanan boyama stilini anlatır mısınız?

Çini sanatında renklerin kendine has sırları bilmek gerekir. Boyaların kıvamını tutturmak geleneksel ve kimyasal olarak farklı forma ulaştırır. Bizim tahrir(kontür)diye adlandırdığımız uygulama, boyaları birbirine karışmasını önler. Çinide ince uçlu fırçalarla kontür yapılır. Boyalar su bazlı ve oksitli işin bu kısmını kimyagerler yapıyor. Turkuaz boyarken yeşil gibi gözükür piştikten sonra maviye dönüşür. Geleneksel yöntemde ise yüzyıllardır ayını yöntem kullanılır. Naylon bayan çoraplarının içine mangal kömürü dövüyorum toz haline geliyor. Desenlerin etrafını delerek mangal kömürü tozunu objelerin içine aktarıyoruz.

Zeynep Ada Hiçdönmez: Çini sanatından asla dönmeyeceğim!

Çini sanatçısı Özlem Köse atölyesinde objeler üzerinde yeni formlar çalışıp, sanatının sınırlarını zorlarken bir yandan da çini sanatına gönül veren öğrenciler yetiştiriyor. Şimdiye kadar pek çok kursiyere atölyesinde yer veren, onlarla çininin sırlarını paylaşan, püf noktalarını gösteren Köse, bir yıldır öğrenisi olan Zeynep Ada Hiçdönmez hakkında şunları söyledi:” Ada öğrenci olarak atölyeye başvurdu. Çok sevdi. Bu yaz atölyede çalışmaya karar verdi. Gerektiğinde Ada’ya atölyeyi emanet ediyorum. Beraber çok iş çıkardık. Ada, Türkiye’nin başarılı kaşigerlerden biri olacağına şimdiden karar verdi.”

Zeynep Ada Hiçdönmez: Hocamdan çininin püf noktalarını ve mesleğin sırrını mutlaka öğreneceğim.

Bu sanattan hiç dönmeyi düşünmüyorum. 13 yaşındayım. Özlem hocamın oğlu sınıf arkadaşım. O nedenle geldim. Önce 2-3 saat çalışacaktım ama atölyeyi çok sevdim, çok beğendim çini sanatından kopamadım yaklaşık bir yıldır buradayım. Bisküvilere çizimler yaparken çok eğleniyorum, resim de yapıyorum. Seramik için geldim çini bana daha cazip geldi. Çini sanatı hakkında araştırmalar yapıyorum. Güzel sanatlar okumaya karar verdim. Çiniler yapmak istiyorum genç bir çini sanatçısı olarak başarılı olmak istiyorum. Hocam çok tatlı biri bize her şeyi öğretti. Çini çiziminin sırlarını verdi ama ben yine de çini sanatında püf noktaları ve mesleğin sırrını kendisine sakladığını düşünüyorum. Herkesin sanatçı olması gerekmez ama çini yapmayı denemelerini öneririm. Annem yeteneği yok burada ahşap ve melek boyuyor. Arkadaşlarıma sizin aracılığınızla seslenmek istiyorum: “Bizde yetenek yok demeyin, yeteneğiniz olması gerekmez de.. Atölye ortamı stres atmak için bir nevi terapi gibi..

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *