Farkonda
Farkonda
» 
 

Toroslar'dan Ankara'ya Yörüklerin Hikayesi...

Toroslar’dan kalkıp Ankara civarına göçen 40 göçer adamın, kıl çadırdan modern Yağcıoğlu’na göç hikayesi.. “Valinin huzurunda çorap ören yörük yiğitleri: bizde kadın erkek eşittir çorap da öreriz ip de eğiririz ne var bunda?”

ANKARA / MUTLU ÖZ - Özel Haber: Toroslar’da göçebe hayatı yaşayan ‘Yörükler’ Yunan Harbi sırasında harap olmuş Yağcıoğlu Yaylası’na göçmeye karar verirler. Bu karar o dönemin çetin şartları göz önüne alındığında oldukça ütopiktir. Ama Yörük aşiretinden Hacı Hüseyin Kuş İzmir’de askerliğini yaparken, Ege Bölgesinin köy hayatını incelemiş ve etkilenmiştir. Askerden dönüşte oba büyüklerini göçerlikten yerleşik düzene geçmeye ikna eder.Kuş ilk etapta yoldaşı Hacı Halil Aydın’la birlikte 40 kişilik öncü grupla yola çıkar. Zor şartların örgütlü ve disiplinli çalışmayla mutlaka aşılacağı fikrini özümseyen göçerler Yağcıoğlu Köyüne göç ile ilgili resmi işlemleri başlatır. Yağcıoğlu’na ilk geldiklerinde köy adeta küllük görünümündedir. 40 göçer adam derhal çalışmaya başlar.


ERKEKLERİN KAHVEDE ÇORAP ÖRME ADETİ

70 yıl geriye uzanacak olan bu hikayede 1950’lerde köylerin durumu hiçte iç açıcı durumda değildir. Köyler yoksulluğa teslim olmuş vaziyette iken göçerler yeni bir köy kurma mücadelesinde önderleriyle birlikte kısa sürede çok yol kat ederler. Çalışma azmi ve dayanışma ruhu kooperatifleşmeye kadar gider ve imkansızı başarırlar. Köyün kurucusu ve ilk muhtarı Hacı Hüseyin Kuş o günkü zor şartları “Yağcıoğlu’nu küllerinden kurduk” sözleriyle anlattı. Göç hikayesinde kadınların desteğinden övgüyle söz eden Kuş: “ Kadınların işi ağırdı. Onun için biz kadınlarımızla birlikte her işi paylaşırız.” Yağcıoğlu’nun kurulduğu ilk yıllarda görenleri hayrete düşüren erkeklerin kahvede çorap örme geleneğini ise Yörükler gayet normal bizim obada kadın işi erkek işi ayrı olmaz, biz her işi birlikte yaparız, diye yorumluyor.

BİZ KIRK KİŞİYDİK…

Geçtiğimiz hafta hayata veda eden Yağcıoğlu Köyünü yoldaşı Hacı Halil Aydın’la birlikte kuran ve köyün ilk muhtarı Hacı Hüseyin Kuş’la kısa süre önce Özel Ankara Gazetesi okurları için çok özel bir röportaj gerçekleştirmiştik. Artık hayata olmayan Hacı Hüseyin Kuş Hakka yürümeden önce son röportajında; bir asırlık dev bir çınar misali geçmişten bugüne tecrübeleri, bilgi birikimi ve zehir gibi hafızasıyla hepimizi şaşırtmıştı. Kuş, “Yağcıoğlu’nu küllerinden kurduk” deyip Toros’larda çoban değneğine eşlik eden türküsünü de söylemişti.
“ Uzun Olur Yörük Çadırlarının Orta Direği / Yanık Olur Yörük Kadınlarının Yüreği / Kızım çek develeri de Toroslara Gidelim / Orada Buluşalım. Orada Buluşalım.”

YAĞCIOĞLU’NA GÖÇEN ÖNCÜ GRUPTA BULUNANLAR:

Hacı Hüseyin Kuş, Hacı Halil Aydın, Mustafa Kuş, Halil kuş, Şahin Süleyman Kuş, Yusuf Kuş, Ali kuş, Musa Kuş, Celil İnce, Hüseyin İnce, Mustafa İnce, Ali İnce,Mustafa Akar, Abdullah Akar, Hüseyin Akar, Celil Kayış, Bayram Gülmez, İbiş Gülmez, Mustafa Çetin, İbrahim Fent, Halil Aydın, İbrahim Aydın, Mehmet Aydın, Ali Aydın, Ayşe Aydın, Hüseyin Aydın, Osman Erken, Abdullah Erken, Süleyman Erken, Abdullah Kılınç, Ali Su, İbiş Su, Musa Su, Mustafa Küçükyaman, Mustafa Dilsiz, Hüseyin Dilsiz, Hacı Veli Aslan, Osman Aslan, Emin Aslan,

YAĞCIOĞLU KÖYÜ’NÜN KURULUŞUNDA EMEĞİ GEÇEN KADINLAR

Fadime Kuş,Hatice Aydın, Cennet Kuş, Ayşe Akar, Ayşe İnce, Meryem Kuş, Havva Akar. (Seviye Cankurt’un(Kuş) ‘Yağcıoğlu’ adlı kitabından…)

KIL ÇADIRLARI KÜLLÜĞE KURDUK

Hacı Hüseyin Kuş: “Göçtük ama Yağcıoğlu Yaylası’nda hiçbir şey yok. Hatta Yunan oradan geçince yakmış yıkmış; küllüğe çevirmiş. Harabe bir yerdi. Kara çadırları kurduk gelin arkadaşlar burada çalışalım dedik. Atatürk İzmir’e vardığında ‘arkadaşlar biz küçük harbi bitirdik. Şimdi büyük harbe gireceğiz, demiş. O’na sormuşlar küçük veya büyük harp ne demek? diye. Atatürk demiş ki; büyük harp ekonomi. Bizde iskan emrini almıştık ama iş ekonomiye geldi dayandı.
Ev yok! okul yok! cami yok! su yok!yol yok! Balta kürek elimizde vurduk kazmayı Yağcıoğlu’na. Ev yapmak için Taş çıkarıyoruz. Sonra köye yemek ve ekmek yapmak için iki kadınımızdan biri rahmetlik Süllü’nün hanımı Hava diğeri Ayşe İnce geldi. 40 kişinin yemeğini yapmaya başladılar. Önce Yağcıoğlu Yaylası’na birer göz ev yapalım dedik. Sekiz-10 kadar ev yaptık. Hepimiz burada kalmayalım dedik. 7-8 delikanlı seçtik. Bu delikanlıların başına Akdeniz Pastanesi’nin sahibi Aşık Hüseyin İnce’yi kumandan tayin ettik. Köyde kalanların yiyeceği, içeceği, yakacağını tüm iaşelerini 40 hane birlikte temin ettik. Onlar Yağcıoğlu Yaylası’nda kaldılar bizde çadırlara geri döndük. O kışı Toros’larda kışladık. Tam göç 1955’de gerçekleşti.


KOOPERATİFLEŞMEYE DOĞRU…

Hacı Hüseyin Kuş: “ 1958’de Yağcıoğlu Köyü’nde yapılan ilk muhtarlık seçiminde beni seçtiler. Arazimiz vardı ama sürecek aletimiz yoktu. Rahmetlik ağabeyimle birlikte ikimiz harmanı kaldırdık. Sattık. 16 000 lira onun, 16 000 lira benim. Traktör için Ziraat Genel Müdürlüğü’ne gittik oradan da bizi Urfa’ya yönlendirdiler. 25 000 lirayı yatırdık. Elimize bir mektup verdiler. Mektubu aldık. Bir kamyon tuttuk. Doğru Urfa’ya… Urfa’dan o traktörü alıp geldik ama traktör sürmeyi kimse bilmiyor. Şoför evin önüne traktörü indirdi gitti. Traktörü kime çektireceğiz? Biz dağdan geldik traktör sürmeyi nereden bilelim? Traktöre bir şoför tuttuk şoförün yanında traktör sürmeyi öğrendik. Polatlı’da petrolcü Necati Şeren mazotunu gel istediğin zaman buradan varille götür, dedi. Traktöre pulluk, dızgara alabilmemiz için aracı oldu iki Sokullu pulluk, dızgara aldık anızlara dızgara çektik. Köylümüzün tarlasını da sürdük. Memleketin tümün de yokluk olmasına rağmen ekinleri biçtiğimiz zaman elimiz para gördü. Bizim köyün de ekonomisi düzelmeye başladı.”

YÖRÜKLER İMECE USULÜ ÇALIŞIR; KÖYE OKUL AÇILIR

Yörükler, eğitimin, bu köyün gelişip serpilmesinde gereksinimini kavrayarak ve en önemlisi devlete sırtlarını dayamadan okullarını inşa etmek için imece usulü çalışırlar. Hacı Hüseyin Kuş, “O zaman her köyde okul yoktu. Okul konusunda maddi desteği fazla olan köylere okul sırasında öncelik tanınıyordu. Dedim ben de 10 lira vereceğim. O zaman 10 lira çok paraydı. Kaymakam bir senet imzalattı. Veresiye yaptık. Okulun birini köyümüze getirmek için sözleşme imzaladık. Okulun yapılışında tüm köylü emek verdi. Tek dershaneli bir okul. Okulun binasını kendimiz inşa ettik. Okulu başlattık. Okulun iki dershanesi, müdür odası bir de lojmanı vardı. Yavuz Selim Bıyıktay diye bir ihtilal kaymakamı geldi. Bizim köydeki çalışmamızı sevdi. İlk öğretmenimiz Cemil Bingöl’dü. Okul açılınca onu verdiler. Okulun temizliğini öğretmenle birlikte temizledik. Kaymakam bizim borcumuza anlayış gösterdi. Yazıyı çadırlarda iken taş üstüne yazarak öğrendim. Okulumuz çok güzeldi. O okuldan ayrı köyün gücüyle devlete dayanmadan bir okul daha yaptırdık. Bizler okumaya çok değer verdik.”
KIRMIZI TULUKLAR NASIL ELDE EDİLİR?

Hacı Hüseyin Kuş: “Keçi derisi kızıl kabuk çam palamuduyla sürtülür iki üç gün içinde eğlenir ve işlenir böylece kırmızı rengi alır. Onun yağı ayranı yoğurdu çok tatlı olur.Çamın palamutlarını ezer toz haline gelince tuluk tozun içine yatırılır. Çam rengini alıncaya kadar bekler. Mis gibi kokar. Bir de tuluk sumağa yatırılır böylece kıpkırmızı rengini alır. Kıpkırmızı olan tuluğa kadın bir kazan yoğurdu getirir döker, çatal ağaçlarını kurar, tuluğu da oraya yerleştirir bişşiki eline alır döverdi. Yoğurdu basardı yayığa. Tereyağ yüze vurunca o tereyağın tadına doyulmazdı. Yufka bazlama yapılırdı.Bir de Antalya-Toroslar’a indiğiniz zaman mısır ekmeği yaparlardı. Akşehir Sultan Dağları’nda otururken peyniri şehire satardık. Her gün evimize sebze meyve girerdi. Et desen kendimiz mal keserdik.Yerli köyler arada kıtlık çekerdi biz hayvancılık yaptığımız için daha ferah yaşardık. Yeme içme bol olurdu. Malcılık yapan kıtlık görmez.Köylü, köyde 10 dekar yer eker. Kaldırır. Biçer ihtiyacını ya karşılar ya karşılamaz. Malcılık öyle değildir. İş de çoktur aş da çoktur. Malcılıkta her gün eve para süt gibi akar,”dedi.

KOOPERATİFLEŞMEDE ÖRNEK MODEL OLDUK

Hacı Hüseyin Kuş: “Yağcıoğlu Köyü kooperatif usulü çalışır. Sütümüzü her hafta bir komşuyla birleştirip pazara getirip satardık diğer haftada diğer komşuya sütü verir topluca pazara getirilirdi. Senin 300 koyunun sütü, benim 300 koyunun sütünü birleştirir peynir yaparız şehre götürür 40-50 bin lira alırdın. Ertesi haftada öbür komşu sütleri birleştirip peynir yapar şehre götürür satardı. Toplu kar yapmak için yardımlaşırdık.”

YAĞCIOĞLU EL DOKUMA HALILARI ANTİKACI KOLEKSİYONLARINDA

Yörük kadınlarının dokuduğu antika olan o halılar kim bilir hangi antikacının koleksiyonundadır? Bir zamanlar Yörük kızlarının ilmek ilmek dokuduğu Yağcıoğlu halıları kimlerin hayalini süslüyor acaba?...Hacı Hüseyin Kuş, anasının, eşinin halı dokuma hikayesinden söz ederken: “Yağcıoğlu’nda aşağı yukarı 20 yıldır halı dokunmuyor. Evvelden dört-beş metrekarelik halılar dokunurdu. Halı dokumak çok eziyetlidir.. İpleri kendimiz bitkilerden elde ettiğimiz kök boyasıyla boyardık. Sumak, hayıt, sütleğen, palamut ağacından toplanan bitkileri karıştırıp, kaynatır ipleri boyardık. Pınarın akış yerinde su devamlı akarken yosunun üstünde siyahlık oluşur. Halı ipini gelep yaparlar.O gelepi pınarın siyah yerine gömerlerdi. Bir hafta on gün orada duran gelep simsiyah renkle boyanmış olarak çıkardı. Elde edilen siyah renk öyle bir siyahtır ki yıka yıka çıkmazdı,”

KOCA ÇINARIN VEDA MESAJI…

Toroslarda göçer çocuğu olarak kıl çadırda doğan Hacı Hüseyin Kuş, öncü ve liderlik vasfı ile obasının yol gösteren feneri olmayı kutsal bir görev kabul etmiş. Yağcıoğlu Köyü’nün gelenek ve görenekleriyle birlikte modern hayata geçişteki hızı, kooperatifçiliği en başarılı şekilde sürdüren öncü köy olarak anılmasında; Hacı Hüseyin Kuş, Hacı Halil Aydın ve onlara inanan 40 cesur göçer adam ile Yörük kadınlarının azmi yadsınamaz.

SEVENLERİNİN GÖZ YAŞLARIYLA UĞURLANDI

Hacı Hüseyin Kuş, röportaj esnasında gençlere mesaj verirken bunun bir veda mesajı olduğunun farkındaydı sanırım. Kuş’un son sözleri:“Kitap okumak, tarih okumak, insanlar için fakülte, üniversite mezunluğu kadar eğitim, öğretim kazandırır. Gençler kitap okuyacak, tarih okuyacak. Bugün Atatürk’ten bu yana gelmiş cumhurbaşkanlarını okuyup anlayacaksın. Önce kendi geçmişlerini sonra Türkiye ve dünya tarihini bilecekler. Atatürk’ün bir yazısı var; Tarihini bilmeyen bir millet başka bir millete yem olur, demiş. Çoluğuma çocuğuma, milletime, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün gençlerine sesleniyorum: Memleketinin, milletinin iyiliği için oy kullanacağında iyi düşünsünler. Attığımız oyun iyiye mi, kötüye mi gidiyor? İyice bir muhasebesini yapsınlar. Gençlere tavsiyelerim budur!” Göçer bilgesi son yolculuğuna uğurlanmadan önce genç kuşaklara son mesajını böyle iletmişti.

HABERAKAR -
Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş YORUM YAZIN

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *