» 
» 
Kendi hayallerini gerçekleştiremeyenler başkalarının hayallerinin parçası haline gelirler

Kendi hayallerini gerçekleştiremeyenler başkalarının hayallerinin parçası haline gelirler

Dr. İlhami Pektaş

Herkes hayal kurar. Mesela çocukken kurduğumuz hayalleri hatırlamaya çalışırsak “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuna, Doktor olmak istiyorum, öğretmen olmak istiyorum, mühendis olmak, subay olmak, avukat olmak, hakim olmak, polis olmak, hemşire olmak, şarkıcı olmak istiyorum gibi cevaplar verirdik.

Fakat gerçek hayatta çevremizdeki insanlardan büyük bir çoğunluğu, liseden mezun olup istediği alanda üniversiteli olma hayalleri kurarken birden bire hiç düşünmedikleri bölümlere yerleşerek veya istedikleri bölümü bitirdikten sonra iş bulmak için mezun oldukları ve hayallerinde olmayan daha önce hiç düşünmedikleri alanlarda çalışırken buluyorlar kendilerini.

Günümüzde maalesef insanların büyük bir çoğunluğu istemediği alanlarda maddi gücü ön planda tutup para için iş hayatına atılarak, bir kısmı tanımadıkları, evlenmeyi hiç düşünmedikleri insanlarla maddi güç, şöhret, makam için evlenerek, kimileri de farklı ülkelerde, farklı şehirlerde, hoşlanmadıkları çevrelerde, evlerde yaşamak ve hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor. Sonuçta işten ayrılmalar, boşanmalar, huzursuzluk, küslükler, dargınlıklar ve büyük mutsuzluklar yaşıyor.

Hayallerini yaşayamayan insanlar da farkında olmadan kendi yarım kalmışlıklarını, eksikliklerini, hırslarını, amaçlarını ve hayallerini kendi çocukları üzerinde gerçekleştirmek istiyorlar ki bu da onların gelecek nesillerine daha fazla üzüntü ve acı aktarmaktan başka bir işe yaramıyor. Bu noktada herkesi ayrı bir birey gibi görmek, herkesin farklı hayallerinin olduğunu bilmek ve herkese sadece taşıyabileceği kadar kendi geleceğinin, hayallerinin yükünü ve sorumluluğunu vermek çok önemli.

Bu durum insanlarda yetersizlik, başarısızlık, değersizlik, sevilmeme, kabul  görmeme, ait olamama, faydalanılma gibi pek çok duyguları aktif hale getirirken, beraberinde de işinden, eşinden, ailesinden ve çevresinden kopmaya kadar giden yoğun üzüntü, mutsuzluk, çaresizlik, umutsuzluk ve acıyı getiriyor.

Şairin dediği gibi;

Gönlüm ne dertlidir, ne de bahtiyar; Ne kendisine yar, ne kimseye yar,

Bir rüya uğrunda ben diyar diyar, Gölgemin peşinden yürür giderim..

İnsanların büyük çoğunluğu hayallerini gerçekleştiremeden istediği mutluluğu ve huzuru yakalayamadan ömrünü beyhude geçiriyor. Kimi yanlış bir meslek seçiyor, kimi yanlış bir işte çalışıyor, kimi yanlış bir insanla evleniyor, kimi para kazanma hırsı ile çok çalışıp sevdiklerini ihmal ediyor, kimisi para için, çocuklarının geleceği için hayallerinden vazgeçiyor, kimisi yanlış bir çevrede yaşıyor vb. velhasıl mutsuzluklar, üzüntüler, ayrılıklar, kırgınlıklar, acılar, keşkeler dizboyu gidiyor.

Avustralya’da yıllar boyunca evlerinde ölümü bekleyen hastalarla çalışan hemşire Bronnie Ware, emekli olduktan sonra deneyimlerinden yararlanarak yazdığı kitapta insanların hayatlarının son günlerinde en çok neye pişman olduklarını şöyle dile getiriyor;  "Keşke başkalarının benden beklediği hayatı sürmek yerine düşlerimi gerçekleştirme cesaretim olsaydı." , "Keşke bu kadar çok çalışmasaydım." , "Keşke duygularımı dile getirmeye cesaretim olsaydı." "Keşke dostlarımla ilişkimi sürdürseydim.", "Keşke kendime daha çok mutlu olmak için izin verseydim.", Bunlara bir iki cümle daha eklemek mümkün. Keşke sevdiğim işte çalışsam, sevdiğim insanlarla beraber huzurlu yaşasaydım.

İnsan bu dünyaya bir defa geliyor. İstediği hayatı yaşayamadıktan sonra ne anlamı kalır ki. Peki hayallerimizi gerçekleştirmek için ne yapmamız gerekir.

Hayalleri gerçeğe çevirmenin tek yolu onu içtenlikle, gönülden istemekten geçer.

Ünü tüm dünyada kanıtlanmış olan ressam Leonardo Da Vinci, resimlerini yapmaya başlamadan önce tablonun altına imzasını atar, sonra da o imzaya yakışır bir şekilde harika eserler yapardı.

Ünlü bir heykeltıraşa öylesine muhteşem heykelleri nasıl yaptığını sormuşlar. O ise heykelin işlenmemiş mermer bloğun içinde olduğunu hayal ettiğini, zaten orda duran şeyi açığa çıkarmak için fazlalıkları yonttuğunu söylemiş. Hayatta böyledir işte. Önce bize sunulan hayatı nasıl yaşamak istiyorsak hayal etmeli, hayatı bu doğrultuda mermer bloğu gibi yontarak huzuru ortaya çıkarmalıyız.

“Hayaller bizim kim olduğumuzun aynasıdır”

Konu ile ilgili güzel bir hikâyeyi de paylaşmak istiyorum.

Vakti zamanında bir kasabada, babası çiftlikte uşaklık yapan bir çocuk yaşarmış. Bu çocuğun da diğer çocuklar gibi hayalleri varmış. Bir gün okulda öğretmen öğrencilere “Gerçekleşebilecek hayalleriniz” konulu bir komposizyon ödevini vermiş. Çocuk yazdığı kompozisyonda hayalini anlatmış. “İçinde yüzlerce atın bulunduğu bir çiftlik sahibi olmayı hayal ediyorum. Hatta çiftliğin planını bile çizdim. Bu nedenle okul hayatım devam ederken bir yandan bu planı geliştireceğim bir yandan da para biriktirip projeme parasal destek arayacağım. Sonra aldığım destek ile ilkönce çiftliğin altyapısını kuracağım sonra zengin at sahiplerinin atlarını burada ağırlayıp onlardan para kazanacağım.”

Çocuk ödevini verir. Sonuçlar açıklanır ve aldığı not sıfırdır. Çocuk sorar nedenini. Öğretmen, bu hayalin gerçekleşmesinin mümkün olamayacağını, durumlarının iyi olmadığını ve kimsenin bu krokiyi dikkate almayacağını iddia ederek yeniden aynı konuda bir kompozisyon yazmasını ister. Çocuk eve gelir ve babasına ödevini gösterir. “Baba, ben hayallerimi değiştirmek istemiyorum.” der. Babası “Oğlum, hayat senin. Eğer bu hayalin seni mutlu edecekse daima kararlı ve güçlü ol. Buna inan ve değişme!” diye cevap verir.
Ertesi gün çocuk aynı kompozisyonu değiştirmeden öğretmene verir. Öğretmen bakar yazı aynı. “Neden değiştirmedin, oğlum?” der. Çocuğun cevabı şöyledir;

“Öğretmenim siz sıfır vermekten vazgeçmeyin ben de hayallerimden.”

17 Ekim 2017 Salı 18:02
Tüm Yazıları

YORUMLAR (0)

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZIN

* Tüm alanlar zorunludur.
: *
: *
: *
Doğrulama : *